Konuk Kalem - Burdur Gazetesi | Burdur Haberleri, Burdur Haber

Geçen hafta güz dönemi ziyareti için memleketim Fatsa’daydım. Şehirde birkaç ziyaret yaptıktan sonra öğle üzeri köye hareket etmeden önce pazar yerini dolaştım. Pazar bir caddede kuruluyor. Fatsa Belediyesi için üstü kapalı bir pazar yeri yaptırmaya sıra gelmemiş! Pazartesi günleri şehir halkı gibi köylüler de haftalık yiyecek alışverişlerini yapmak için bu pazar yerine doluşurlar. Pazardaki bolluk karşısında bir kez daha sevindim, hem de bu ülkede yaşadığıma şükrettim.

Domatesten patatese, üzümden muza, mandalinadan taze fasulyeye kadar ülkemizin her yerinden getirilmiş meyve ve sebze gibi ne ararsan var. 

KÖYLÜ PAZARI

Bu pazarın arkasında bir sokak var ki burada köylerden getirilmiş bahçe ürünleri satılıyor. Başlarında köylü kadınları bekliyor. Eskiden yakın köylerden kadınlar ellerinde bakraçlar ve sırtlarında sepet ve küfelerle şehre iner ve “Takıl Pazarı” denilen üstü kapalı Pazar yerinde yerlerini alırlardı. Ürünlerini sattıktan sonra da köylerinin yolunu tutarlardı. Şimdi hem nüfus hem de tüketim arttığı ve çeşitlendiği için pazar yeri “Hafta günü” çok kalabalık oluyor. Aralarında tek tük erkeklerin de olduğu köylü kadınlar bu sokakta erkenden yerlerini alıyor, müşterilerini bekliyorlar. Tartıyla satış yapanların hepsinde terazi yok, yanlarındaki komşularının terazisini kullanıyorlar. Bozuk para alışverişi yapıyorlar. Hepsi geleneksel giysiler içindeki bu kadınlar, eski kasaba eşraf ve esnaf kadınları gibi erkeklerden kaçmıyor, hazırdan yemiyorlar. Ekmeklerini topraktan çıkarıyorlar. Okula giden çocukları, askerdeki evlatları için harçlık biriktiriyorlar, kocalarına danışmadan harcayabilecekleri bir bütçeye sahip oluyorlar.  

Sergilerde, tezgâhlarda neler yok ki? Yoğurt, peynir, tereyağı, mısır unu, yerli domates, salatalık, kirmit, kırmızı ve yeşilbiber, yerli patates, taze fasulye, kestane…

Hele Karadeniz Bölgesinin siyah kokulu üzümleriyle dolu sepet ve gıdıkları görünce pek sevindim. Kente yerleşen hiç bir Karadenizli bu üzümün tadını unutmaz. Bir serginin başındaki kadından izin alıp küçük bir salkım aldım, önce kokusunu içime çektim, sonra da tattım. Kilosu diğer üzümlerle ayarlı olsun diye dört veya beş liraya satılan üzümden almadım. Çünkü bir saat sonra çıkacağım Beyceli köyündeki evimizin yanındaki sergende sallanan siyah salkımlar beni bekliyordu. İnanın, insan nasıl en iyi kendi köyü ve evinde rahat ederse, in iyi lezzeti de kendi memleketinde yetiştirilen ürünlerde buluyor. Patatesinin başında bekleyen bir köylü, herhalde bunu bildiği için “Kumru patatesi bunlar, kestane kadar lezzetli” diye malını övüyordu. Zaten köye haftada iki gün sebze satıcısı geldiği için birkaç şey alarak köyün yolunu tuttuk. 

“BU ADAM ARTIK BIRAKMALI”

Biz Fatma abla ile tezgâhlar arasından yürürken iki Fatsa köylüsü arkamızda hem yürüyor, hem konuşuyorlar.

Biri:

-Bu adam artık çekilmez oldu! diyor. Evet, ilk iki dönemde iyi idi. Allah’ı var, iyi hizmet etti ama artık faydalı değil zararlı olmaya başladı.

Öteki: 

-Öyle diyon emme gardaşım, dedi. Onun devri bitmedi. Başımızda biraz daha kalmalı.

İlki görüşünde diretiyor:

-Enver’i (Ordu Belediye Başkanı) görevden niye aldılar?

-Fetullahçı diyorlar.

-0nu o göreve getirirken Fetullahçı olduğunu bilmiyorlar mıydı? Bunlar hep bahane.

Konuşma bu minval üzere devam ediyor. Onlar da bizim gibi pazarı geziyor olmalılar ki hep ardımız sıra geliyorlar.

Söz Fatsa Belediyesine intikal ediyor. İlki belediyeden de şikâyetçi. Arkadaşı zayıf bir sesle, alt perdeden belediyeyi savunuyor. Ses tonuna ve ısrarına bakılırsa ilki baskın durumda, ikincisi ise belki de arkadaşıyla diyalogu ve arkadaşlığı koparmamak için itirazlarını zayıf tutuyor. Ne de olsa aynı beldede yaşıyorlar. Birbirlerini vatan haini ilan etmiyorlar. Bunun bir görüş ayrılığından ibaret olduğunu biliyorlar... (Güncelleme 4 Ekim 2018)

No Internet Connection