Kaşıkçı cinayeti ve Cumartesi anneleri

2 Ekim 2018 günü, evlilikle ilgili işlemleri için Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosluğuna giren Suudi Arabistanlı gazeteci Cemal Kaşıkçı’dan bir daha haber alınamadı.  Suudi Hanedanının uzun süre hizmetinde bulunduktan sonra Amerika’da The New York Times gazetesinde bu hanedan rejimine karşı eleştirel yazılar yamakta olan Kaşıkçı’yı, Suudilerden gelen bir katil grubunun öldürdüğü anlaşıldı.

Bu olayın aydınlatılmasını başta ABD Başkanı Trump, Birleşmiş Milletler ve Avrupa İnsan çevreleri istiyor. Suudi Hükümeti, suçu hanedan içinde bir kliğin üzerine atarak işin içinden sıyrılmak istiyor. Bu tüyler ürpertici cinayet, elinde büyük güçler bulunan ABD, Suudiler ve Avrupa gibi ülkelerin hem birbirlerini sıkıştırdıkları hem de bu vesileyle yeni çıkarlar elde etmenin bir vesilesi oluyor.  

Kaşıkçının öldürülmesi,  büyük güçler ilgilenmeseydi faili meçhul bırakılacak bir cinayetti. 

Bizler faili meçhullerle sık karşılaşmış bir toplumuz.  Günümüzde “Faili Meçhul” denince bizde ilk akla gelen, Cumartesi Anneleridir. Ansiklopedilere geçmiş olan Cumartesi Anneleri hakkında Viki Sosyalizm sitesindeki bilgilerin bir kısmını buraya aynen alıyorum: 

“CUMARTESİ ANNELERİ

20 Mart 1995’te eve dönmesi beklenen Hasan Ocak’tan 55 gün boyunca hiç haber alınamamıştır. Ardından geçen süreçte Hasan Ocak’ın işkence edilmiş bedeninin İstanbul’da bir ormanda bulunduğu ve kimsesizler mezarlığına gömüldüğü ortaya çıktı. Hasan Ocak ilk ‘kayıp’ değildi ama bu kez ortada çok sayıda tanık ve kanıt vardı. Kamuoyunun dikkatini konuya çekmek için bir araya gelen, her birinin bir yakını gözaltında kaybedilmiş 30 kadar insan, Galatasaray Meydanı’nda oturmaya karar vermiştir.

Eylem ilk ayını doldurmadan, polisin saldırısına uğradı. Baskı ve tehditler her hafta yinelenmiştir. Bununla birlikte onlarla birlikte hareket eden insan hakları savunucuları baskılara maruz kalmıştır.

Uluslararası insan haklan kuruluşlarının raporlarında özel bir yer bulan ‘Türkiye’de gözaltında kaybolanlar’ başlığı, iktidarların uluslararası görüşmelerinde de bir gündem maddesi haline gelmiştir.

15 Ağustos 1998’de başlayan polis saldırısı ve gözaltılar, 13 Mart 1999’a kadar sürmüştür. Toplam 1093 kişi gözaltına alınmıştır. Kayıp yakınları ve insan hakları savunucuları daha Galatasaray’a gitmeden yolda, hatta kafelerde dövülerek gözaltına alınmaya başlanmıştır. Baskıların sürmesi üzerine Cumartesi Anneleri/Cumartesi İnsanları, 200. haftadan itibaren oturma eylemine ara vermiştir.  

Fakat kayıp anneleri 1999’daki ağır devlet baskısı ve polisin saldırıları nedeniyle sona erdirdikleri cumartesi eylemlerine, 10 yıl sonra, 2009’da yeniden başlamışlardır. 

Milliyet gazetesinin haberine göre 1990 - 2011 yılları arasındaki toplam faili meçhul cinayet sayısı 1.901’i bulmuştur.”

EY ADALET, SENİ DE Mİ KAYBETTİLER?

Evlatlarının katillerinin bulunmasını isteyen bu ailelere daha geçen ay nasıl bir muamelenin reva görüldüğünü biliyoruz. Toplantıları zorla dağıtılmış, içlerinden bazıları yerlerde sürüklenmiş ve gözaltına alınmışlardır. 

12 Mart ve 12 Eylül rejimleri altında kaybedilenler gibi 23 yıldır kendilerinden haber alınamayan kayıplar için ellerinde en modern araçlar bulunan güvenlik güçleri arama yapmışlar mıdır? Kanıt toplamışlar mıdır? Bu insanları kimler ortadan kaybetmiştir? 

Bu konu üzerinde ciddi olarak durulmadıkça ve kayıp yakınlarına tatmin edici bilgi verilmedikçe, Kaşıkçı cinayetini çözme çabası, ABD’nin hatırına yapılan bir iş olarak anlaşılacaktır. 

Ey adalet! Nerdesin? Neden Cumartesi Annelerinin yıllardır süren feryatlarını  duymuyorsun? 

Yoksa sen de bütün devrimciler, yoksullar ve kimsesizler gibi tutuklu musun? 

Sen de mi faili meçhulsün? (20 Ekim 2018)

 Diğer yazılar için: zekisarihan.com

Ögeyi Oylayın
(0 oy)
Bu kategorideki diğerleri: « Aman! İş Bankasını kaptırmayın

Yorum yapın