Kardeşlerimin mezarları başında

Köyde güz döneminin tadını çıkarmak için 24 Eylülden başlayıp 3 Ekimde sona eren Beyceli ziyaretim, yalnız doğanın güzelliğini doya doya seyretmeme, konu komşuya ziyarete değil, anıların tazelenmesine de vesile oldu. Her gelişimde de böyle olur zaten.

Benim de defnedileceğim kesin olan mezarlığımızı ziyaret eder, ölmüşlerimle içimden konuşurum. 

Bu mezarların içinde daha çocuk yaşlarında toprağa giren dört kardeşim de var. Aydın, Fıtrat, Âdil ve Şevki. En küçüğü bir yaşına basmadan, en büyüğü on yaşı içindeyken son nefeslerini verdi. Sık sık gurbete çalışmaya giden babamız başlarında mıydı, bilmiyorum. Anamızın gözyaşlarının ise  pınar olup aktığı kesin. Biri tarlada kazma sallarken düşürdüğü olmak üzere on çocuk doğurmasının nedeni bu ölüm sıklığı karşısında soyumuz sürsün diye olmalı. Çocuklarını ölümle yarı yarıya paylaşmışlar!

Ölen dört kardeşimden ilk üçünü hatırlayamıyorum, yalnız iki buçuk yaşında ölen Şevki’nin beşik toprağını getirdiğimi hatırlıyorum. Ölümünden bir yıl önce 1952’de çekilmiş bir aile fotoğrafında da yer almış.

70 YIL SONRA DİKİLEN MEZAR TAŞLARI

Bu çocukların mezarları kaybolmasınlar diye, ölümlerinden çok sonra, ağabeyimiz Erol tarafından bir betonla çevrilmiş olmakla birlikte, mezar taşları yoktu. Kendimizle hesaplaşarak “Bu nasıl kardeşlik böyle!” dedik. Doğum ve ölüm tarihlerini saptamaya çalışarak bu yaz mezar taşlarını diktik.

Bu son ziyaretimde, anne ve babamızın yanında, sanki onların şefkatli kolları arasında sonsuz uykularındaki kardeşlerimin mezarları önünde el bağladım ve dedim ki:

“Ah sevgili kardeşlerim! Talihsiz kardeşlerim! 

Dünyanın açgözlü büyük cani ve katillerinin milletleri birbirine kırdırdığı İkinci Dünya Savaşının yol açtığı kıtlık yıllarında, Ceyhun dedenizin (Ceyhun Atıf Kansu) sizin gibi köylü çocukları için ‘Kızamık Ağıdı’nı yazdığı şartlarda zayıf bedenleriniz, birçok köylü çocuğu gibi bu salgına dayanamadı.

 Anamız, o yıllarda ‘savlur’u, yani sağılır ineği, kömüşü, koyunu olan ailelerin çocuklarının yaşadığını söylerdi. 

SOSYALİZMİ ÖĞRENDİK

Talihsiz ve masum kardeşlerim!

Sizler kara toprağa girdikten on, ön beş yıl sonra, bütün yasaklamalara rağmen insanlığın yarattığı en âdil, insancıl felsefesi olan sosyalizm düşüncesi, dereleri, tepeleri aşarak köyümüze de ulaştı. Ülkemizin milyonlarca genci, işçisi, köylüsü gibi kardeşleriniz Erol, Fatma, Zeki, Ayhan, sosyalizmi benimsedi. Çocuk ölümlerinin kader olmadığını da öğrendi. Her evin ‘savlur’u olsun, kimse açlık çekmesin, çocuklar ölmesin diye mücadele edenlere katıldı. En büyük ablanız 84 yaşındaki Feride de farklı bir yöntemle bu duygularını dile getiriyor. Beş vakit namazının yanına beş vakit daha katarak bütün insanlığın iyiliği için dua ediyor.”

Bu sözlerimle kardeşlerime hesap verdikten sonra kafamda öte dünyaya değil, bu dünyaya ait bir yığın sorunla mezarlıktan sessizce ayrıldım. (Güncelleme: 6 Ekim 2018)

Ögeyi Oylayın
(0 oy)

Yorum yapın

No Internet Connection