“Uyuyan hücreler” bir uyansa!

Gidişat öyle gösteriyor ki; Türkiye’nin dış borçlarının, ödenemez hale gelmesiyle yaşanan ekonomik kriz, giderek daha da ağırlaşacak.

Krizin faturasının ücretlilere işçiye,memura, üretici köylüye, esnafa kısaca emeğiyle geçinenlere çıkacağı kesinleşti!

Neden? Derseniz; ülkenin geliri, gideri yani bütçesinin denetimi, bir Amerikan firması olan Mc Kinsey’e verildi!

Ne demek bu?

Bu şu demek; 2001 krizinde Türkiye dış borçlarını ödeyemez hale gelince ne yapılmıştı?

Daha önce, İMF gelip, Türkiye’nin dış borçlarının ödenmesi konusunda, arabuluculuk rolünü üstlenmişti. Ülkemizin bütçesinin yönetimine el koyup, bütçe harcamalarında, emeğiyle geçinenlere yönelik kısıntıya gidilmesini şart koşmuş, bunu uygulamaya sokmuştu. Bunun siyasi literatürdeki adı “kemer sıkma”dır.

Geçmişte, İMF eli ile uygulanan “kemer sıkma” politikaları, bu kez Amerikan Mc Kinsey eli ile yapılacak!

Geçmişte olduğu gibi, günümüzde de yaşanan, aslında Kapitalizm’in bunalımı, Emperyalizm’in ülkemize kestiği faturadır.

Kapitalist sistemde ekonomik krizlerin kaynağı; aç gözlü, doymak bilmeyen büyük sermayenin, üretenlerin, emekçilerin örgütsüzlüğünden de yararlanarak, çarpık sistemin dengesini hepten bozmasıdır.

AKP iktidarı boyunca; ülkede var olan büyük sermayeye, birde hükümetler eliyle palazlandırılan, sonradan görme sermaye eklenince, ülke potansiyeli har vurup harman savruldu. Özelleştirmelerle, kamuya ait varlıkların yağmalanması bir yana;

 Tanınan ayrıcalıklardan faydalanıp, ucuz, örgütsüz işçi cenneti Türkiye’ye koşan yabancı sermaye,  ülkedeki bankaların, şirketlerin, işletmelerin, fabrikaların üzerine de kondu!

Son günlerde sıkça duymaya başladığımız, bundan sonra sıkça duymaya başladığımız bir terim var; Konkordato!

Ne demek?

Borçlarını ödeyemez hale gelen ticari kuruluşun, devlete başvurup, borçlarını ödeyebilmesi için, kendisi ile borçluları arasında hakemlik yapacak bir yönetici atanmasını, devletten istemesidir.

Acı ama, Amerikalı firma MC Kinsey’in işlevide aslında budur!

Bizim gibi, Emperyalizm’in pençesindeki ülkelerde yaşanan ağır ekonomik krizler; iflaslara, işsizliğe, yoksulluğun, sefaletin, açlığın artmasına, uyuşturucu, fuhuş, boşanma, intihar gibi sosyal çöküntülere ve giderekte sosyal patlamalar yol açar.

Sosyal patlamalar, emekçilerde, yoksullarda, düzene, iktidara, iktidar partilerine karşı öfke uyandırır.

İşte bu an; sömürü çarklarının sahiplerinin ve onlar için bu çarkları döndüren iktidarların, siyasilerin, en korktuğu andır.

Böylesi zamanlarda, emeğiyle geçinen, işçiler, kamu çalışanları, üretici köylüler, küçük esnaflar eğer  yeterince örgütlü değillerse, sosyal patlamayla, büyük kitleler halinde, bir oraya bir bir buraya savrulurlar! Onların örgütsüzlüğünden faydalanan açgözlü büyük sermaye ve onların çıkarlarına hizmet eden hükümetler, emeğiyle geçinenlere, bin bir yalanla acı ilacı yutturur, kemerleri sıktırırlar! Krizin faturasını emekçilere çıkarıp, bedelini onlara ödetirler. Bu senaryo ile emekçiler, sermaye hizmetindeki bir partiden, bir başka sermaye savunucusu partiye savrulurlar!

Peki ne yapmalı? 

Geçmişte, Bağımsızlık, demokrasi, emek mücadelesine dahil olan yada halen bu mücadelenin ucundan kıyısından tutan; bir deyimle her biri “uyuyan hücreler” olan milyonlarca kardeşimiz var bu topraklarda! Şöyle bir silkinseler, bir uyansalar, ülkenin havası, solun çehresi değişir. İşte başlanması gereken yer de burasıdır!

Ögeyi Oylayın
(0 oy)

Yorum yapın

No Internet Connection