Zor yollara işin ustalarıyla çıkılır!

Herkesin, hepimizin yaşamında, çıkılan zor yollar olmuştur.

“Zor yollara kolay insanlarla çıkılmaz!”

Evet, bu cümleyi daha yenice, önceki günlerde, cep telefonumda yer alan bir paylaşımdan okudum. Daha önce hiç duymamış okumamıştım.

“Bu söz üzerine cilt cilt romanlar yazılabilir”, diye düşündüm.

Sonra, yaşamımda çıktığım zor yollar geldi gözümün önüne;

Benim için çıktığım yolların en zoru, en çetini, aynı zamanda en güzeli, beni ben yapan Sosyalizm yoluydu…

Ülkücülerle Solcular’ın sürekli çatıştığı, 4 yılımın geçtiği, Yenişehir Sağlık Koleji’nin birinci sınıfında, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği ve Amerika konusunda tartıştığım Turan Bozkuş; söylediklerime güldü;

 -Hasan senin hiç birşeyden haberin yok! Biz hafta sonları Türkiye Sosyalist İşçi Partisi’ne gidip, eğitim çalışmaları ve seminerlere katılıyoruz. Sende gel.

Turan Bozkuş Muşlu’ydu ikokul ve ortaokulu yatılı bölge okulunda okumuştu. İlkokula başladığında, Kürtçe konuşan, Türkçe bilmeyen bir Kürt çocuğuydu. Cesur, neşeli, moralimizi hep yüksek tutmaya çalışan, lider ruhlu bir arkadaşımızdı.

Hayatımın en zor yolu, Sosyalizm yoluna beni Turan Bozkuş çıkardı.

TSİP’e gidip toplantılara, seminerlere, eğitim çalışmalarına katıldım.  4 yıl süresince, TSİP’e gitmeye devam ettik. Okul yılları, bir taraftan ders çalışmakla, bir taraftan da örgütlenip, okul içinden ve okul dışından gelen faşist saldırılara direnmekle geçti. 

Aradan geçen bunca yıldan sonra, ne zaman okul yıllarını düşünsem; en önce gözümün önüne, gülen yüzü, uzamış sert sakalları, irikıyım yapısıyla, yaklaşık 40 yıldır yüzünü görmediğim yoldaşım, kardeşim Turan Bozkuş gelir. Beni Sosyalizm’le buluşturan Turan Bozkuşa olan minnettarlığım ölünceye dek bitmeyecek… 

--------------------------------

Hani derler ya “çıraklık dönemi” diye. Okuldan mezun olup, Sakarya Devlet Hastanesi’nde göreve başlayıp, Türkiye Sosyalist İşçi Partisi, Sosyalist Gençler Birliği ve Tüm Sağlık Çalışanları Dayanışma Derneği’ndeki çalışmalara katılınca gördüm ki; biz okuldaki 4 yılda Sosyalist öğretinin alfabesinde kalmış, ancak çırağı olabilmişiz. Ve de Sakarya gibi, yobazların baskısı, Ülkücüler’in saldırıları altındaki bir ilde, Solcu, Sosyalist olmak, örgütlü çalışma yürütmek, meğer, okuldaki mücadeleden çok çok zormuş. Sosyalizm öğretisi ve pratiği açısından Sakarya benim için zor ötesi, zorlu bir yoldu.

Bu zor yola çıkarken, teoriden pratiğe, 

eğitim, okuma, tartışma, yazılamaya, afişe çıkma konularında pek çok yoldaşım oldu. 

Ama benim ustam, o dönemde Sakarya Devlet Mimarlık Mühendislik Akademisi’nde okuyan,  Sosyalist Gençler Birliği Başkanı Mehmet Ali Manga idi.

Mehmet Ali Manga, Marksizm’i, Leninizm’i gereğince okuyup, tahlil edebilmiş, cin gibi, zeki, cesur tok sözlü bir arkadaştı. Onunla birlikte, başka arkadaşlarında dahil olduğu tartışma gecelerinde, sabahladığımız çok olmuştur.

Sakarya günlerini andığımda, Kalın tok sesli, sorgulayan bakışlarıyla yoldaşım, kardeşim Mehmet Ali Manga, hep gözümün önüne gelir. Ona da minnettarlığım sonsuz…

-----------------------------------

12  Eylül Faşist Darbesi’nin hüküm sürdüğü ve her an tutuklanmayı beklediğim, darbeden sonraki Aralık ayının soğuk bir gününde;

Burdur Devlet Hastanesi Rontgen Servisi’nin önünde, siyah uzun paltolu, uzun boylu iri yapılı birisi, bana dönüp muhabbetle bakan, gülen gözleriyle sordu;

 -Ben Hasan Türkel’le görüşecektim, burada mıdır?

 Cevap vermeden önce gözlerinin içine baktım. Polis miydi, MİT’miydi?

Sonra; “her şartta kim olduğumuzu söyleyeceğiz” diye düşünerek konuştum;

 -Hasan Türkel benim. 

-Ben Ali Doğangüneş. Sana ortak dostlarımızdan  selam getirdim. Uygun bir yerde yalnız görüşelir miyiz?

Film banyosu yaptığımız odaya aldım onu. Kapıyı kilitledim. 

Doğrudan mevzuya girdi; 

-Ben partiden geliyorum. gizlillik koşullarında, illegal yapıyla, Burdur’da, partiyi birlikte yeniden örgütleyeceğiz.

Ben dediklerinden hiçbir şey anlamadım, ne partisi?

-Agam iyi bak! Ben Ahmet Melek’im,

EKÖB Başkanı, beni tanıman lazım” 

-Ben EKÖB Başkanı’nı resimlerinden tanırım, ama seni tanıyamadım.

Ben böyle söyleyince, rahatlayıp, nüfus cüzdanını çıkarıp, kalın bıyıklı resmini gösterdi.

Kimlikteki bıyıklı resmini tanıdım. Tanıdım tanımasına ama, içime bir korku düştü. 12 Eylül Faşizmi ülkeyi kasıp kavururken “Burdur’u birlikte örgütleyeceğiz” ne demekti?

Gülerek yüzüme baktı;

-Haydi şimdi beni çalıştığın arkadaşlarla tanıştır. Çay içip sohbet edelim. Sonra birlikte garaja gidelim el sallayıp beni uğurla.

“Abi ben garaja gelmesem”! Diyecek oldum. Kesin bir ifadeyle konuştu;

-Geleceksin ve beni el sallayarak uğurlayacaksın!

Hava çatır ayazdı. Ama ben  garaja etrafı kollayarak  giderken, soğuktan değil korkudan titriyordum. Garajda bekleyip, onu, el sallayarak yolcu ettikten sonra, bir oh çekip “tehlike geçti” diye düşündüm!

Ama geçmemişti, geçmeyecekti! Ali Ağabey sonra defalarca geldi. Soğukkanlı, uyanık, önlemli olma, illerarası yolculuklarda, üzerimde taşıdığım dergi, gazete ve dökümanlarla, kontrol noktalarını nasıl geçebileceğim konularında, beni resmen eğitti. 

Onun yüreklendirmesi  sayesinde, korkuyu yenmekle kalmayıp, gizlilik 

koşullarında, konspirasyon kurallarına uymayı en iyi biçimde uyguladım. Ali Agabey’in, “Ortama göre davranarak, zor, kritik  zamanlarda, soğukkanlı, hep gülen gözlerle, karşısındakine bakan yapısını”, bir gömlek gibi üzerime uydurup giydim.

Çok vartalar atlattım, kendimi geliştirdim. 12 Eylül Faşizmine, inançla, örgütlenme ile kafa tutmayı, yaşayarak öğrendim. Ahmet Melek; Faşizm koşullarında, varolma, örgütlenmeyi öğrenme ve mücadele konusunda, hep minnet duyduğum bir büyüğüm, yoldaşımdır…

Doğrudur; zor yollara, kolay insanlarla değil, işin ustalarıyla çıkılır, çıkılmalıdır!

Ögeyi Oylayın
(0 oy)

Yorum yapın

No Internet Connection