Mesela Dedik!

Mesela;

“Hızla kurumakta olup; İçinde balık, bitki yetişmeyen,  asitli suları nedeniyle, kıyısında da ağaç yetişmeyip ot bile bitmeyen, Burdur Gölü’nü kurtarmaya çalışmak boşunadır!

Eski Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun da dediği gibi; doğa kendi kendini onarır! Burdur Gölü, yağış azlığından dolayı çekilmiştir. Yağmurlar yağar göl kurtulur!

Üstelik;  Eski Başbakanlar’dan, eski Cumhurbaşkanı Merhum Demirel’in öncülüğünde;

Bir kısmı Burdur Gölü’ne akan, Dinar’daki akarsuların önüne baraj yapılıp, taşan baraj sularının, Burdur Gölü yönüne değil,  Küçük Menderes Nehri yönüne verilmesi, Isparta Güneykent’teki, daha once, Burdur Gölü’ne akan akarsuların önüne gölet yapılıp, kışın taşan sularının Keçiborlu yönüne verilmesi sayesinde, kuruyan Burdur Gölü yatağına,  Isparta Organize Sanayi ve Süleyman Demirel Havaalanı yapılmadı mı?

Bu sayede koskoca Isparta Ovası yerine, Kurumuş Burdur Gölü yatağına, Isparta Organize Sanayi  yapılması sayesinde, Isparta Ovası zehirlenmekten kurtarılmadı mı?  Hiçbir işe yaramayan Burdur Gölü varken, Isparta Organize Sanayi atıkları  için, arıtma yaptırmaya ne gerek vardı ki; Arıtmayı çalıştırmak pahalı, maliyetli! Zehirli, kimyasalları, boya atıklarını Burdur Gölü’nün kurumuş yatağına verin gitsin! Bu kimyasal, zehirli atık suları köylülerde sulama suyu olarak kullansın!

Burdur Organize sanayi atıkları içinde en iyi çözüm Burdur Gölü’dür. Burdur’un bütün pis sularını, kimyasal atıklarını, Burdur Gölüne vermeye devam edin! Böylece hem bu iş ucuza gelir, hemde bakarsınız göldeki su seviyesi yükselir değil mi!

Doğa Koruma ve Milli Parklar 6. Bölge Müdürlüğü ne güzel ediyor; Gölün, Burdur sınırları içindeki bölümünü yapılaşmaktan, atıklardan, hayvan otlatılmasından korumaya çalışıyor? Ama gölün kuruyan yatağının, Isparta- Senir Beldesi ve Kılıç Köyü sınırları içindeki bölümlerinde, göl yatağına ağıllar yapılmasına, göl yatağının ekilip dikilmesine, inşaat molozları dökülmesine, konut yapılmasına hiç mi hiç karışmıyor. İyi etmiyor mu? Hem böylece başlarıda belaya girmez?

Ayrıca;  Senir Kasabası , Kılıç Köyü önlerindeki kurumuş göl yatağına akıtılan kanalizasyon atıkları, göldeki zehirli kimyasallar, kanserojenlerle birlikte kurumuş göl yatağını yeşillendirdi. 

Bu alanda yetişen otları yiyen ineklerin etleri, sütleriyle, insanlara kanserojen maddeler taşınacakmış ne gam! Zaten; bölgede kanser vakaları son birkaç yılda 4-5 kat artmış! Adam sende; boş ver gitsin, kanser zaten artıyor! Birazda bu nedenle artsın!

Önemli olan, bu konuda görevli yetkili olan kurumlarımıza ve yöneticilere  bir şey olmasın!

3 yıl süren çalışmalarla, 1 Milyon insanın, Burdur Gölü’ne sahip çıkması sağlandı. Yönetmen Şafak Türkel’in çektiği Göle Yas belgeseli, pek çok ülke festivallerinde gösterilip, Burdur Gölü’nde süren kuruma tehlikesine  uluslararası platformlarda dikkat çekildi!

Eee çekildi de ne oldu? Göl kurtuldu mu? Öyleyse bunların hepsi  beyhude çaba;

Hem Burdur Gölü kurtarılacaksa, bu görev, herkesden hepimizden önce devlete düşmez mi?

Devletin Su  İşleri; hesapsız kitapsız göletlerle, Burdur Gölü’ne akan suların tamamının önünü keserek, gölün kurumasına zemin hazırlamadı mı?

Burdur Gölü’nün kurumamasında, devlete, millete bir fayda olsa devletin su işleri bunu yapar mı?

Devlet Su İşleri, Doğa Koruma Milli Parklar ve diğer devlet kurumları;  ne yapıyorlarsa bilerek yapıyorlardır!  Şimdiye kadar, Gölün kuruması için elinden geleni ardına koymayan devlet! Devletin kurumları birşey biliyorlar ki, böyle yapıyorlar! Burdur Gölü’nün kuruması şehre zarar verecekse! Burdur Gölü’nün kurumasına seyirci kalan etkililer, yetkililer bundan etkilenmeyecek mi. Bu yetkililer cahil mi? Kendilerininde zarar göreceği bir şeye bile bile seyirci kalırlar mı? Burdur Gölü varsın kurusun! Zaten kurumasın desek te kurumayacak mı?”

 Desem;

Yapması gerekenleri yapmayıp, Burdur Gölü’nün kurumasını seyredenlerin gerçek duygularını ortaya koymuş olmaz mıyım?

Ögeyi Oylayın
(0 oy)

Yorum yapın

No Internet Connection