Armağan İlci nasıl efsane oldu?

Toplum, özellikle de gençler tüketim kültürünün pençesinde. Emperyalizm; gelişen teknoloji ile  bizim gibi ülkelerde, cep telefonundan, televizyonlara, bilgisayarlara kadar her yolu kullanarak, kendi tüketim ve asimilasyon politikalarını dayatıyor.

Oysa; dünyada eşi benzeri görülmedik duyarlılıkta ve güzellikte, sevdayı, dayanışmayı, kardeşliği haksızlık ve zorbalığa başkaldırıyı anlatan türkülerimiz var bizim…

Geçenlerde; ulaştığım bir sitede, Muharrem Ertaş Usta’dan, sözleri Dadaloğlu’na ait, “Kalktı Göç Eyledi Avşar Elleri” türküsünü dinledim. Sitede türküye yönelik; “Böyle türkülerimiz varken, bizim insanlarımız nasıl kötü olabiliyor şaşıyorum!  Ruhun şad olsun büyük usta” yorumunu okudum.

Bu tesbit ve dilek üzerinde uzun uzun düşündüm kaldım…

Evet; dünyanın bütün ülkelerinin kültürlerine, müziğine, sanatçılarına, bilgelerine saygımız sonsuz. Ama biz de öyle değerler var ki; yüzlerce binlerce yıl ötelerden hala bize seslenir durur.

Dede Korkut-Ömer Hayyam-Hoca Ahmet Yesevi-Yunus Emre-Nasreddin Hoca- Nesimi-Pir Sultan Abdal- Dadaloğlu-Köroğlu-Karacaoğlan-Aşık Veysel-Nazım-Ahmet Arif-Aziz Nesin- Sabahattin Ali-Rıfa Ilgaz-Sait Faik-Kemal Tahir-Yaşar Kemal-Neyzen Tefik-Ruhi Su- Yılmaz Güney-Muharrem Ertaş-Mahsuni Şerif-Neşet Ertaş-Fazıl Say… Saymakla bitmez daha nice büyük bilgeler, ozanlar, yazarlar, şairler, sinemacılar, sanatçılar…

Peki, nasıl oluyor da biz böylesine büyük değerlere sahipken, Emperyalizm’in kültür asimilasyonuna direnemiyoruz?

Çünkü; bu ülke, 10 yıllardır Emperyalizmin işaret edip seçtirdiği, desteklediği partiler ve iktidarlar, hatta darbeciler tarafından yönetildi, yönetiliyor!

Eee o zaman yapacak bir şey yok mu yani bu konu da?

Var, var tabi hem de çok şey var!

Öncelikle evimizde çocuklarımıza, okulda öğrencilerimize, işyerlerinde birlikte çalıştıklarımıza, hayatın  her alanında herkese, kültürümüzü, bilgelerimizi, ozanlarımızı, yazarlarımızı, şairlerimizi, bize ait olan her şeyi anlatmakla başlayabiliriz.  

Örneğin; evimizde, taze sütten, doğal maya çalarak ürettiğimiz yoğurdun faydalarını ve bu ülke ülke insanları tarafından bulunup nasıl dünyaya tanıtıldığını anlatabiliriz.

Kendi kültürümüzü anlatmakta; en önemli imkan ve fırsat yerel yönetimlerdedir. 

1998’de kaybettiğimiz Merhum Belediye Başkanı Armağan İlci’yi,  efsane yapıp unutulmaz kılan neydi? Yol- kaldırım-su-imar hizmetleri mi?

Hayır; Armağan İlci’yi unutulmaz kılan, düzenlediği şenliklerde, hem yerel, hemde ülke ölçeğinde tanınmış ve başarılı, ama iktidarların televizyon, salon ve diğer alanlarda yasaklayıp, ambargo koymasına rağmen, halka malolmuş ozanları, sanatçıları, yazarları, şairleri, karikatüristleri, ressamları, bestecileri halkla buluşturmasıydı. Konser, panel, seminer, sergi, imza günlerinde, onları halkla kaynaştırıp, karşılıklı iletişim kurmalarını sağlamasıydı. Bu anlayış ve etkinliklerdir Armağan İlci’yi efsane başkan yapan…

Gelelim günümüze; Armağan İlci’den bu yana,  bu anlamda etkinlikler, çalışmalar yapma imkanları, geçmişe göre artık  çok daha fazladır.

Belediyeler; sivil toplum örgütleri, özellikle kamu çalışanları sendikaları ile işbirliği yaparak,  şiir, öykü, resim, karikatür, türkü, spor üzerine gençleri yönlendirebilecek çalışmalar yapmalılar. 

Kendi kültürümüzü tanıtacak yarışmalar düzenleyerek, gençleri teşvik etmeliler. Kendi kültürümüzün temsilcilerini, türkülerimizin  ustaları sanatçıları halkla buluşturmalılar.

Piyasa müziği yapan şarkıcıları sahneye çıkarmakla, sosyal kültürel hizmet verilmiş olmuyor! 

Edebiyat alanının ustası yazarları, çizerleri, şairleri ilimize çağırıp, düzenleyecekleri panel seminer, sergiler, imza günleriyle, halkımızı kendi kültürlerine yönlendirmeliler. 

Aslında; bu etkinlikler, belediyelerin asli görevi olmalı! Yol, kaldırım, su, park ve diğer  çalışmaları, yapılması gereken rutinler olarak görüp değerlendirerek, daha fazla sosyal, kültürel çalışmalara yönelmeliler?

 

Ögeyi Oylayın
(0 oy)

Yorum yapın

No Internet Connection