Öğretmenim - 3.0 out of 5 based on 2 votes

Yıllar sonra öğretmenim Neşet Kazanoğlu’nun telefonunu buldum. Aradım. Denizli’de yaşıyormuş. Doktor bahanesi ile Denzli’ye gittim. Esas amacım öğretmenimi görmekti.

Doktordaki işim bitince telefona sarıldım. Kendimi tanıttıktan sonra ziyaret edeceğimi bildirdim. Memnun oldu. Kardeşlerimi alarak belirtilen adrese vardık. Kapı zilini çaldım. Bekliyormuş. Açılan kapı ile karşı karşıya geldik. Kollarını açtı. Bütün gücüyle sarıldı. “Unutmayanlar varmış.” Dedi. Öğretmenim siz yıllar önce köyümüzde görev yaptınız. Sizin bıraktığınız izler yıllar sonrada halen anılmakta. Sizi örnek öğretmen olarak anıyorlar.

Seksen sekiz yaşında. Bilinci yerinde. 1.85 boyunda, kızıla çalan yüzünde birazcık çizgiler oluşmuş. Yan koltuğa oturdum. Kardeşlerimle birlikte karşısında yer almıştık. Hal hatır sorduk. Geçmişi yad etmek için sorular soruyordum.

Hocam kendinizi kısaca tanıtır mısınız?

“Yeşilova ilçesi Kayadibi Köyü’nde doğdum. 1930 doğumluyum. Ailem yoksul değildi. Ama ileri görüşlü biriydi. Kardeşlerim ve ben hepimiz okuduk. Birisi vali oldu, diğeri savcı. Bir diğeride siyasette yer buldu.”

İlkokuldan sonraki hayatınızdan söz edin.

“1944 yılında Gönen Köy Enstitüsü’ne gittim. Beş yıllık okul hayatım diğer öğrencilerden farklı değildi. Enstitülerin şartları içinde yoğruldum. Okul, bahçe, ziraat, inşaat işlerinde eğitim aldım. 1948-1949 yılında mezun oldum.”

İlk atamanız nereye oldu?

“İlk atamam sizin köydü. Yeşilova Karaatlı Köyü’nde tek öğretmendim. Orada üç yıl kaldım.” 

İlk öğretmenlik yaptığınız köyü anlatır mısın?

“Köy bizim için yabancı değildi. Hatta uzaktan bile olsa akrabalarımız vardı. O günkü şartlar altında tüm köylerin yaşama şekli aynı sayılırdı. Çiftçilik. Yalnız sizin köyün özelliğinde bir değişiklik vardı. Dışa açılmışlar. Genelde tecircilik yapıyorlardı. Karahöyük Pazarı çok meşhurdu. Oradan sığır alırlar, Burdur Pazarı’nda satarlardı. Bu yönden gelişmişlik maddi sıkıntıyı azaltıyordu. Köye hakim bir sülale veya ağa yoktu. Kavgasız, gürültüsüz bir köydü.”

Samimi olduğun aileler var mıydı?

“Olmaz olur mu? Baban köyde benim yakın dostumdu. Okul ve aileler işbirliğinde tek yardımcımdı. Ayrıca kişisel samimiyet kurduğum arkadaşlarımda vardı.

Okulda tek öğretmen olmak zordur. Mutlak çalışman gerekir. Akşamüstü çocuklar okula gitmeden yarım veya bir saat ders verirdim. Daha ilk yıl yatılı okullara birkaç çocuk göndermiştim. Bu görünür bir özelliğim olmuştu.Geçmiş öğrenimlerden farklılık yaratmıştı. Bayramlarda müsamereler yapar, milli bayramlarda öğrencilerimle ilçeye gider orada yer alırdım. Yine bir 23 Nisan Bayramı’nda hanımı babasının yanına gönderdim. Evde ne kadar çarşaf varsa müsamere için hazırladığı dekorda perde yaptım.

O sıra orada sessiz oturan zayıf, Döne Hanım söze karıştı.”Yalnız çarşaflarım olsa kabuldü. Sandıktaki yazma, tülbent, elbiselerimde, çocuklarda darmadağın.

Hepimiz kahkahayla güldük.

Köy benden ben köyden memnunduk. Üçüncü yıl sonu Yeşilova İlköğretim Müdürlüğü’ne atandım. Köy öğretmenleri ile ilişkimi bir amir olarak değil arkadaşça yürüttüm. İstenilen disiplin ve sorunları yerinde çözdüm. Onlarında sevgi ve taktirini kazandım. Yedi yıllık idarecilik hayatım 1960 İhtilali ile son buldu.”

İhtilalde mağduriyet yaşadınız mı?

“Hem de nasıl. Akrabalarımızın siyasi görüşünden dolayı Eskişehir’in yakın bir köyüne atamam yapıldı. İki öğretmendik. Siyasi sürgünlüğü bahane ederek huzur vermediler. Milli Eğitim Müdürü’ne giderek yerimin değişmesini istedim. Eskişehir’in uzak bir merkez köyüne atadılar. Tek öğretmendim. Huzurluydum.”

Orada kaç yıl kaldınız, neden huzurluydunuz?

“Köylü göçmendi. Kıraç bir arazi vardı. Köylü genelde yoksuldu. Ben köy çocuğuyum. Onlara yaklaşımım mütevazi ve değer vererek oldu. Çocukları çalışkandı. Sık sık veli toplantısı yapıyordum. Tüm köy tek çeşmeden su alıyordu. Kadınlar çamaşır yıkarken çeşmeden su taşıyorlardı. Köylüyü topladım. Çeşme kenarına çamaşır yıkamak için bina yapıldı. İçerisine birde küçük havuz yaptık. Su çeşmeden havuza dökülüyordu. Su taşıma işlemi yoktu. Çocuklar ve kadınlar orada yıkanıyorlardı. Üç yılım bitmişti. Tekrar atama için istemde bulundum. Denizli il emrine atandım. Kızılhisar Kasabası’nda göreve başladım.” 

Hocam kasaba öğretmeni olunca rahatladınız mı?

“Haliyle rahattım. Beş arkadaşla çalıştım.Öğretmenler arasında ikilik vardı. Beş yıl huzurlu çalışmış sayılmam. Denizli merkeze atanmam için dilekçe verdim.”

 Atamanınızın yetiştirme yurdu idareciliğine yapıldığını duydum doğru mu?

“Kısa bir dönem ilkokulda çalıştım. Sonra yurt müdürü olarak görevlendirildim.” 

Yurtla okul arasındaki farkllılık nedir?

“Yurtta okul çağında olanlar vardı.Okulu bitirenler belli bir yaşa kadar okulda kalıyorlardı. Onları meslek sahibi yapmak için uğraşıyordum. Onlara yeme-yatma-eğitim gibi per türlü bakımı yurt müdürlüğünce yapılıyordu. İlkokulda aldığım zevki burada bulamadım.”

Yetiştirme yurdunda unutumayacağınız hatıranız nedir?

“Yurt binası eski. Çocuklar basık tavanlı bir odada yatıyorlardı. Kız çocuklarını yurda alamıyorduk. Yurt ana-babası olmayan çocukların yeriydi. Burada çocuklar bizlere baba diyorlardı. Yurt binasını genişletip, kız çocukları içinde bir binanın olması gerekiyordu. Denizli halkı çok cömertti. Ama bu bağışlar yurt yapacak kadar değildi.

İzmir’de hayırsever birini duydum. İzmir’e giderek durumu anlattım. O bey yanına mühendis alarak geldi. Bina yerine göre maliyet çıkardılar. Binanın yapımını birilerine götüre olarak verdiler. Bir yıl sonra yeni binaya kavuştuk. Kız çocukaları için bina olması şarttı. Ana-babası ölmüş kızlar yurtta kalmak için istemde bulunuyorlardı. Denizli’de genel ev patroniçesinin hayırsever biri olduğunu duydum. Yanına gittim. Kimsesiz erkekle, kimsesiz kızın sonunu sizden iyi bilen olmayacağını söyledim. Bina eksikliği yüzünden kız çocukları yurtta barınmasını istedim. Bina ihtiyacını bildirdim. Genel ev deyince hepimiz başka düşünürüz. Gerçeği yaşamış olan bu kadın isteğimi kabul etti. Kızlar için binayı yaptırdı. Rahattım. Dershaneler ayrı, yatakhaneler rahat, mutfak işlerini bilenler çalışıyordu. Bu iki binanın yapımı ve nasıl yapıldığı dilden dile dolaştı. Saygın biri olmuştum.”

Unutmadığın başka bir anını söyler misin?

“1960 İhtilal sonrası Kenan Evren Denizli’ye geldi. Değişik kurum ve resmi daireleri ziyarette bulundu. Yetiştirme yurduna da geldi. Çalışmalarımı yerinde gördü. Akşam protokol yemeğinde yanına çağırarak tebrik etti.”

Meslek hayatınızda sizi en çok neler yordu?

“Görevimi enstitünün verdiği eğitimle, idealle yerine getirdiğimden eminim. En çok nerede yorulduğumu sorarsan, öğretmen arkadaşlarımın siyasi görüşleriydi. Yalındı. Günceldi. Fikir birliğimiz yoktu. Birbirimizin eksikliklerini arayarak şikayetlerle muhatap oldum. Şahsiyetimden ödün vermedim. Yinede kimseyle kırılmamaya çalıştım.” 

Şimdi nasıl zaman geçiriyorsunuz?

“Tanıdıklarımla zaman zaman buluşuyoruz. Genelde evde yengenle oturuyorum. Gözlerim bozuldu. Kitap okuyamıyorum.”

Ziyaretimiz uzun sürmüştü. Ayrılmak için ayağa kalktım. Kardeşlerim ve ben hocamın ve yengemin ellerini öptük. Bir daha göremem diye defalarca öptü. Mutluluğu yaşadığını söyledi. 47 yıl görevde bulunmuş. Yılların zorluklarını yaşamış, dinçti, mutluydu.

Allah sağlıklı ömür versin.

Ögeyi Oylayın
(2 oy)

Yorum yapın

No Internet Connection