Tamam mı?

Son dönemde; bu köşeden AKP’ye dolayısı ile AKP Genel Başkanı Erdoğan’a yönelik pek çok eleştiri yönelttik! Peki AKP İktidarı, Türkiye’ye yönelik kayda değer hiç mi iyi ve ve önemli birşey yapmadı?

Yapmaz mı? Yaptı elbet!

Hem, bozuk saat bile günde iki defa doğru vakti göstermez mi?

AK Parti ve lideri Erdoğan, bilmeyerek istemeyerekte olsa, bu ülkeye, ülke halkına öyle büyük bir iyilik ve hizmette bulundular ki;

Bu iyilikleri, muhtemelen 24 Haziran’da tescil edilip tarihe geçecektir!

Eeeee neymiş peki bu tarihe geçecek önemli hizmet?

Soruyu cevaplamadan gelin biraz daha top çevirelim!

Osmanlı’nın son döneminde, yöneticilerin acizliği, köhnemiş saltanat,  sürekli kaybedilen savaşlar, toprak kayıpları, kaybedilen topraklardan Anadolu’ya ardı arkası kesilmez sürekli göç, yokluk, yoksulluk, idari, siyasal, sosyal kargaşa; çaresizlik ve sahipsizlikle insanları,  dini bir ökse otu gibi kullanan tarikatlara, cemaatlere, muskacılara, üfürükcülere itti.

Kurtuluş Savaşı’na giden yolları açan, Erzurum, Sivas Kongreleri’ne Doğuyu temsilen katılan şeyhler, şıhlar, işgal altında olan bir ülkede, dinin özgürce yaşanamayacağı bilinciyle, Mustafa Kemal’e destek verdiler! Ancak, onların önemli bir kısmı, Kurtuluş Savaşı’nın ardından saltanatın, halifeliğin kaldırılması konusunda, Mustafa Kemal’le yollarını ayırdılar. Hatta Şeyh Sait isyanı, göstermelik “din elden gidiyor” teraneleri ile çıkartılıp sürdürüldü. Ama sonradan, isyanın arkasında İngiliz altınlarının olduğu anlaşıldı.

Mustafa Kemali’in ölümünden sonraki tek parti sürecinde, 2. dünya savaşı koşulları ve yapılan yanlış siyasal, sosyal uygulamalar;

Tekkelerin, zaviyelerin kapatılıp tarikatların dağıtılmasından sonra, yer altına çekilen yobazların, Demokrat Partiye yönelmelerine neden oldu. Demokrat Parti, kadroları itibariyle aslında  dinci değil, liberal bir partiydi. Ancak, DP’ye oy veren, oy verdirenlerin bir kısmı, illegal yapıya geçmiş tarikatların cemaatların kontrol edip, yönlendirdiği seçmenlerdi.

1960 darbesinden sonra da, tarikat ve cemaatlar, DP’nin devamı olan AP’ye yöneldiler. DP’ye AP’ye yönelimde, tabanı etkileyen propağanda; “dindar görünme, dindarların dürüst çalışkan ve dine sahip çıkmaları” üzerineydi.

Milli Nizam Partisi oluşumu ile dindarların bir kısmı, başka partilere vekalet vermek yerine kendileri siyasete girdiler.

Ancak dinin gerekleri ile yönetilip yaşama talepleri üzerine  yapılan siyaset, belli bir büyümeden sonra tıkandı.

ABD’nin ılımlı islam projesi rüzgarını arkasına alan Erdoğan liderliğindeki AKP, dindar olmanın şart olmadığı dindar görünmenin yeterli olduğu mutabakatı ile başlangıçta liberallerin de desteğini alarak iktidar yoluna çıktı. Aynı anlayışla iktidara geldi. Her başarısızlık ve beceriksizliğin ülkeye çıkardığı ağır faturalar, dindarlık, dindar görünme maskesiyle savuşturuldu. Ama, dindar görünmenin yarattığı avantaj, artık dibe vuran ekonomi gemisini yüzüyor göstermeye yetmiyor. Bu ülkede, Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana köpürtülen;  “dindarların baskı altında olduğu, dindarların iktidara gelmeleri ile ülkenin yeniden Osmanlı’nın şaşalı günlerine döneceği” görüşünün yanlışlığı, denenerek, yaşanarak görüldü!

Ve anlaşıldı ki, ülke  ve ülkenin geleceğinin teminatı; dindarlık, dindar görünme değil, örgütlü toplum, toplumsal mücadele ve denetim sistemidir.

16 yıllık AKP iktidarı;

Dindar görünenlerin, ülkeyi soymada, köşeyi dönmede, ekonomiyi batırmada  ne kadar başarılı olduklarını!

Ülke yönetiminde de ne kadar başarısız olduklarını!

Dindar görünmenin, dürüstlük ve başarı için bir teminat olmadığını gösterme dimi?

Neymiş efendim?  16 yıllık deneyim sonunda gördük ki;

Her sakallıyı dedemiz sanmayacak, dindar görünenlere de kanmayacak mışız!

AKP iktidarı bize bunu öğretmedi mi? Ülkeye bundan büyük hizmet olur mu?

Şimdi soralım; Devam mı? Tamam mı?

Ögeyi Oylayın
(0 oy)

Yorum yapın

No Internet Connection