Seçimin ve geçimin belirleyicisi; sokağın sesi

Erken seçim kararı ile sandığa gidilecek. Danışıklı dövüş tablosu ile önce Bahçeli’nin, sonra, Erdoğan’ın yaptığı erken seçim açıklamaları ile basında, sosyal medyada, televizyonlarda konu en üst perdeden ve en yüksek düzeyde tartışılmaya başlandı!

Peki ya sokak?

Erken seçim sokağın umurunda mı?

Televizyonlarda erken seçime gidileceği haberleri verilirken, sokaktaki insan, şöyle bir kulak verir!  Bakar ki; kendisini ilgilendiren bir şey yok, geçip gider.

Sorsan, erken seçimle ülkede ne değişeceğini bilmez.

Başkanlık, parlamenter sistem nedir? Biz hangi sistemle yönetiliyoruz? seçimden sonra gelecek sistem nedir? diye bir sor hele;

Alacağın cevaplarla; yazsan, ortaya bir komedi, bir orta oyunu malzemesi çıkar.

Ülkenin gerçeği işte bu!

Televizyonlar, internet siteleri, gazeteler üzerinden bakıldığında, sanırsınız ki çağ atlamaktayız. Ülke insanı, ülke, hatta dünya sorunlarına öyle bir duyarlı öyle bir duyarlı ki; sanırsınız her eve birkaç günlük gazete girmekte, herkes basılan en son kitapları alıp okuma yarışında!

Değil! Öyle değil!

Ülkede herşey  azınlıkta bir kesimin etrafında dönüyor. Gazete okuyanlar onlar, sosyal medyada onlar, televizyonlarda vur patlasın çal oynasın programlarını değil, tartışma haber programlarını izleyenler de onlar. Ülkenin geçmişini unutmayan, geleceğinden kaygı duyanlar da onlar;

Kurtuluş Savaşı’nda, düşman Ankara’ya dayanmış iken, Mustafa Kemal  tarlasında bir sıska öküzle ve bir eşeği koştuğu karasabanla, tarlasını sürmeye çalışan köylüye sorar;

Ağa düşman Ankara üzerine yürürken, sen burada ne yapıyorsun?  Vatan tehlikede. Niye düşmana karşı savaşa girmezsin?

Bey! Bey! Benim vatanım işte bu tarla! babam, amcalarım, kardeşlerim hep savaşlarda, cephelerde kaldılar. Şimdi onların dulları, çocukları işte benim bu tarladan çıkaracağım mahsüle bakarlar. Düşman ne zaman bu tarlaya gelip dayanırsa, ben işte o zaman çift sürmeyi bırakır, düşmanın önüne çıkarım!

Aradan geçen onca yıla, onca yaşanana rağmen, bu ülke seçmeninin, sen de %40’ı ben diyeyim %50’si, hala Kurtuluş Savaşı verilirken, tarlasını ekme derdindeki köylünün rolünde, kafasındadır!

Bu insanlarımız için, siyasal sistem, iç, dış politika, ekonomi, kriz, seçim, erken seçim; eğer doğrudan  kendi hanesine çıkar, fayda sağlayacaksa, kendi kesesine, cüzdanına birşeyler  katacaksa, o zaman bir şey ifade eder! Erken seçim, baskın seçim diyenlere, o zaman dönüp bakar. Kendisine doğrudan etkisi olmayan, olmayacak şeylere soğuk, kayıtsız ilgisizdir. Ama her seçimde de, iktidarları seçen, partileri iktidara taşıyan, belirleyici olanlarda yine  onlardır.

Onlar; anketlere, tahminlere taş çıkartan bir öngörü ve sezgiyle, kazanması muhtemel olan partiyi bilir, seçerler, ona verirler  oylarını.  Onlar;  kazanan, kazanacak tarafta olmak isterler her zaman ve daima güçlüden yanadırlar.

Dertleri;  tencere kaynasın, çorba pişsin! 

Haa birde, o parti, bu parti değildir onlar için önemli olan. Huzurdan, kendisine dokunmayan yılanın bin yıl yaşamasından yanadır onlar!

Fayda, çıkar kokusunu erkenden alarak, belirledikleri partileri sandıktan çıkarıp, iktidara getirenler de onlardır.

Ayakkabı kutularına doldurduğu, para kasalarına yığdığı paraları saymaktan yorulup, hem ülkeyi bitirmiş, hem de kendi  siyasi ömrünü tüketmiş!   Vede artık onların hanesine, kesesine  bir faydaları  olmayacak iktidarlara, engin tecrübeleri ile ömür biçenlerde yine  onlardır!

Nazım Usta’nın dediği gibi;

Onlar ki toprakta karınca,

suda balık, 

havada kuşkadar

çokturlar; 

korkak, 

cesur, 

câhil, 

hakîm 

ve çocukturlar 

ve kahreden                  

yaratan onlardır, 

destânımızda yalnız onların mâceraları vardır.

 

Ögeyi Oylayın
(0 oy)

Yorum yapın

No Internet Connection