Düzen değişmelidir” demek kolay mı?

Siyaseten söyledim-siyaset yapma-bize-siyaset mi yapıyorsun? Bunlar ve benzeri sözler, siyasetcinin, siyasetcilerin yalan söylediği, söyleyebileceği, siyasilerin ve siyasetin ciddiye alınmadığı, alınmaması gerektiği yönündeki toplum kanaatini ortaya koyan sözler.

Peki öyle midir sahiden, öyle mi olması gerekir?

1978 yılında Sakarya’da Sosyalist Gençler Birliği afişlerini yapıştırırken, polisler bizi yakalayıp karakola götürdüler. SGB Başkanı Mehmet Ali Manga’nın ifadesi alınırken polis sordu;

- Ne iş yapıyorsun?

SGB Başkanı Manga kalın tok sesiyle kendinden emin cevap verdi;

-Siyasetciyim, siyaset yapıyorum!

Polis memuru ilk şaşkınlığını atıp tekrar sordu;

-Onu sormuyorum, ne iş yaptığını söyle?

Mehmet Ali Manga yine “siyasetciyim, siyaset yapıyorum, işim bu, Bülent Ecevit, Süleyman demirel nasıl siyaset yapıyorlarsa, işleri nasıl siyaset yapmaksa, bende öyle profesyonelce siyaset yapıyorum” dedikten sonra, siyasetin ne olduğuna , siyaset yapmanın ne kadar önemli ve ciddi bir iş olduğuna dair, tarihçesine kadar bir söylev verdi. 

Sonunda polis Mehmet Ali Manga’nın ifadesinin, ne iş yaptığı bölümüne; “siyaset Yapıyor” yazmak zorunda kaldı.

Siyaset, neredeyse insanlık tarihi kadar eski, toplumların, ülkelerin, hatta dünyanın gidişatına yön veren bir bilimdir!

Peki öyleyse toplumumuz siyaseti niye hafife almakta?

Toplumun geneli değil ama, büyük bölümü; kendi sınıfının dahil olduğu toplumsal kesimin çıkarlarını savunarak siyaset yapmak yerine,  Günübirlik çıkarlarını korumayı seçiyor.

Emekçilerin, emeğin hakkını koruyan siyasi yapıların, örgütlenmelerin içinde yer almak yerine, emekçileri kandırıp onlardan topladığı oylarla, büyük sermaye sınıfının yanısıra, kendi çıkarlarını kollayan siyasi yapıların, partilerin destekcisi olmayı benimsiyor!

Niçin?

Çünkü; gördüğü, yaşadığı, maruz kaldığı haksızlıklara ve bunlara neden olan siyasal, toplumsal yapılara karşı durursa, başına gelebileceklerden korkuyorlar.

Kısacası bilinenin, söylenenin aksine; emeğiyle geçinenlerin büyük bölümü, yaşadıkları haksızlıkları, yolsuzlukları, yalanları, haksızca uygulanan yasakları görmüyor anlamıyor değiller!

Aksine herşeyin farkındalar! 

Ama gördüklerini, görmemeyi, duyduklarını duymamayı, anladıklarını anlamamayı tercih ediyorlar!

Neden?

Yolsuzlukları, haksızlıkları, yalanları görürlerse, bunlara karşı durmaları da gerekmez mi?

Bu durumda, ya; “Gördüm, duydum, anladım, bu düzen emekçiyi eziyor. Yolsuzluk, hırsızlık yapanları koruyup kolluyor. Ben bu düzene karşıyım, bu düzen değişmelidir” diyecek ve uzun, zorlu bir yola, mücadeleye girecekler!

Yada gördüğünü, görmeyecek, duyduğunu duymayacak, düzenin bozukluğundan, sistemin haksızlığından, yalandan, yolsuzluktan, yoksulluktan söz edenlere de; “hayır sizin değiniz gibi değil! Yolsuzlukta, hırsızlıkta, yoksullukta yok! Ortalık güllük gülistanlık, herkesle birlikte ben de yaşamımdan memnunum. Allah başımızdakilere zeval vermesin” diyerek, sırtını dönüp gidecek.

Hangisi kolay?

Ögeyi Oylayın
(0 oy)

Yorum yapın

No Internet Connection