Manşet - Burdur Gazetesi | Burdur Haberleri, Burdur Haber

MAKÜ Rektör Adayı Prof. Dr. Kürşat Özdaşlı, Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Kürşat Tuncel ve üyelerini ziyaret etti. Ziyaret sırasında Prof. Dr. Kürşat Özdaşlı, adaylığı hakkında açıklamalarda bulundu. Adaylık başvurularının 26 Nisan’a kadar devam edeceğini belirten Prof. Dr. Kürşat Özdaşlı, MAKÜ Rektörlüğüne atanırsa, liyakatı, kamu yararını ve bu konuda birtakım ilkeleri benimseyeceğini söyledi.   

MAKÜ Rektör Adayı Prof. Dr. Kürşat Özdaşlı ziyarette adaylığıyla ilgili açıklamasında;

“Sizinde malumunuz 12 Nisan’da ilanlar çıktı. MAKÜ Rektör adaylığıyla ilgili başvurular 26 Nisan’da tamamlanacak süreç. YÖK’te mülakattan sonra Sayın Cumhurbaşkanımızın görevlendirmesi söz konusu olacak. 

Önemli olan üniversitemizin, bölgemizin fayda etmesi bu süreçte. Eğer bize nasip olursa da bu faydayı ortaya çıkarabilmek için maksimum seviyede çalışacağıma ve gayret edeceğime söz veriyorum. Üniversitenin 3 temel misyonu var. EĞİTİM öğretim misyonu var. Araştırma ve proje üretme misyonu var ve topluma hizmet misyonu var. Bu topluma hizmet etme misyonunun da temelde Burdur’dan başlayarak böyle bir dalga gibi Burdur’un etrafında bölgesinde yayılarak gidecek, özellikle Batı Akdeniz Bölgesi açısından anlam ifade edecek. Eiğitim öğretim misyonu çağın ve mezunlarıtalep edenlerin beklentileri doğrultusunda bir piyasa mekanızlası içinde aslında. Bunun değerlendirilmesi gerekiyor ve hem çağın hem mezunları talep edenleri istek ve beklentilerini karşılayan bir eğitm öğretim mekanızması oluşturmak gerekiyor. Diğer tarafta proje ve argeler ayağına baktığımızda üniversitede temel araştırmaların ve uygulamalı araştırmaların ciddi şekilde yapılması, temel araştırmalar neticesinde elde edilen bilgilerin uygulamaya aktarılabilmesi. 

Topluma hizmet boyutu. Burdur ili, ilçeleri, bölgemiz ve ülkemiz için hem ekonomik anlamda üniversitenin birtakım değerler üretebilmesi,sadece ekonomik olarak konuya bakmayıp, sosyo-kültürel anlamda üniversitenin değerler üretebilmesi, değerleri yaygın hale getirebilmesi gerekiyor. Bunların hızlandırılarak ilerletilmesi gerekiyor. O kültürün daha derinlemesine hem sosyolojik hem psikolojik olarak araşıtırlaması, ortaya çıkarılması ve bu bilginin yaygınlaştırılması ilgili çabalarda yoğunlaşmak gerekiyor diye düşünüyorum.”dedi.

Liyakat esaslı bir yönetim

Yönetimde liyakat ve sadakatın olması gerektiğini vurgulayan MAKÜ Rektör adayı Prof. Dr. Özdaşlı;

“Yönetim olgusu insanları ve kaynakları amaçlar doğrultusunda yürütmekse eğer birtakım ilkelerle yola çıkılır. Biz bu ilkeler doğrultusunda haraket edeceğiz. 

Geçmişte Türk milleti büyük devletler kurmuştur. Bu devletlerde biz baktığımızda benim gördüğüm en önemli unsurlardan birtanesi, liyakat. Liyakatın yanında sadakatinde olması gerekiyor. Diğer unsur adalet. Adalet çok önemli bir mesele. Adil olmak gerekiyor. Adaletin kendi koyduğu ilkelerde devam etmek gerekiyor. Burada adalet konusuna ciddi önem vermek gerekiyor. Paydaşlarda adil olmayan bir durumu gördüklerinde müdahale edebilecekler. 

Kamu yararı gözetilmeli

Faydacı ahlak, toplumun ve kamunun faydasına olan işleri gözetmek gerikyor. Ama aynı zamanda da erdemahlakıyla da haraket etmemiz gerekiyor. Çünkü insanlarımız en baştan erdeli davranmayı peşin kabul ereke haraket etmesi gerekiyor. MAKÜ Mehmet Akif Ersoy’un ismiyle müsemma. Mehmet Akif Ersoy yöenitmle ilgili söylediklerinden birtakım dersler çıkardığımı düşünüyorum ben. Özellikle yazdığı şiirlerden. O aruz veznini Türkçe’yle kullanmış. Bizde yönetimde eskiyi atmadan, eskiyi yıpratmadan, eskiyi alıp, yeniyle harmanlayarak güzel bir sentez yapabileceğimizi düşünüyorum. 

Hayalle işimiz olmayacak

Ayakları yere basan,hesap verilebilir, anlatılabilir işler yapmaya gayret edeceğiz. Yönetimde duygulu ve canlı olmak gerekiyor. Sürekli olmak, heyecanlı olmak. gerekiyor. En önemli meselelerden birtanesi maddi beklenti olmamalı. Sonuç itibariyle MAKÜ’yle ilgili yapmayı düşündüğüm, planladığım, yazılı hale getirdiğim projeler var. Yapmak istediğim şeyler var. Eğer görev bize nasip olursa bu bağlamda projelerimi gerçekleştirebilmek için elimden gelen her şeyi yapacağım.” açıklaması yaptı.

Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Kürşat Tuncel, MAKÜ Rektör Adayı Prof. Dr. Kürşat Özdaşlı’nın ziyareti sırasında yaptığı açıklamada;

“MAKÜ Burdur’da son 13 yıla damgasını vuran şüphesiz Burdur’un ortak değerlerinden birisi. Üniversite sevdamız uzun yıllara dayanıyor. Hakikaten yükü çabalar sarfedildi ve 2006 yılında üniversitemize kavuştuk ve aradan geçen 13 yıllık sürede de beklediğimize değdi. Bu sevda boşuna bir sevgi değilmiş. Çünkü bizler Burdur’un potansiyeline, Burdur’un bu yatırımı hak ettiğine inanıyorduk. Bu noktada arkadaşlarım adına gururluyum. Yerel basın, ajanslar. Burdur’da medyanın bütün renkleriyle üniversite proesine sahip çıktığını görüyoruz. Üniversiteye o kadar geç kavuştuk ki üniversite konusunda ben, arkadaşlarımızında biraz daha hoşgörü katsayısını uyguladığını düşünüyorum. Bu arada üniversitenin kendi içinde bir işleyişi var. 4 yılda bir rektörlük seçimleri oluyor. Şimdiye kadar görev yapan bütün rektörlerimiz üniversiteye kalıcı katkılar sağladılar. Şimdi de yeni bir seçim arefesindeyiz. Duyduğum gördüğüm kadarıyla insanların üniversiteye yönetmeye talibiz demesi,üniversitenin geliştiğinin de başka bir kanıtıdır. Cazip olan bir yere insanlar talip olur. Rekabet güzel bir şey. Umuyoruz ki bu süreçte üniversitemiz için faydalı şeyler çıksın.”dedi. 

Hatice Dursun

Yayınlandığı Kategori Manşet

Burdur’a gelen yolcu treni seferlerinin 2005 yılında kaldırılmasından bu yana, Burdurlular 14 yıldır yolcu treni bekliyorlar.

 Burdurlular yolcu treni beklerken, son açıklamalarla,  Burdur Tren Garı’nın organize sanayiye taşınacağı, demiryolu raylarının organize sanayiye kadar olan bölümünün söküleceği, mevcut tren garının kapatılacağı duyuruldu.

Yolcu treni bekleyen Burdurlular, bu açıklama ile “demiryolu’nun sökülmesi” Burdur Tren Garı’nın kapatılması şokunu yaşamaktalar.

Burdur Tren Garı’nın kapatılması ve Organize sanayiye kadar olan rayların sökülmesi kararı, bir oldu bitti ile “Burdur Demiryolunun Gümüşgün’e kadar sökülmesi ve  demiryolununun tümden kaldırılması” riskinide düşündürmekte! Böyle bir gelişme yaşanırsa, Burdur’a yolcu treni gelmesi tümden imkansızlaşacak! Hal böyle olunca ilerde yapılabilecek hızlı tren seferlerinin şehirden geçmeside riske sokulmuş olabilecektir.

Burdur Gar’ı ve uzantıları olan gar yapıları, Avrupa Konseyi Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Envanterine alınmış, anıtsal ve çevresel koruma altında olan Cumhuriyet Dönemi idari yapılardır.

Burdur  Belediyesi Kültür Envanteri’nin 202. Sayfasında, Burdur Tren Garı idari yapıları hakkında “İzmir-Aydın demiryolu hattı kapsamında Eğirdir’de son bulan hat üzerinden, 1936 yılında 24 km’lik bir hatla, Gölbaşı , Çerçin, Askeriye duraklarından sonra, Burdur il merkezi demiryolu ağına başlanmıştır. Gara ana hizmet binası, buna bitişik ambar ve açık ambar, su depoları, kömür deposu, bakım atölyesi, WC ile lojman ve depolarından oluşmakatadır. Yapılar genelde malzeme ve mimari anlayış olarak birbirlerinin ve Isparta Gar yapılarının aynısıdır. Cumhuriyet döneminin gösteren simgesel yapılardan olan yapılar, kırma çatılı, kesme taş malzemedendir.” Denmekte.

Burdur’a yük treni gelir de yolcu treni niye gelemez? Başlığıyla 16 Ocak 2019’da yayınlanan haberimizde;

“2005 yılında önce Isparta-Burdur arasında yapılan tren seferleri iptal edilmiş, daha sonra Burdur’dan izmir ve istanbula yapılan trenle ulaşım, demiryollarının bu hatlarda zarar ettiği gerekçesiyle tümden kaldırılmıştı.

Burdur’dan Isparta-İzmir ve İstanbul’a yapılan tren seferlerinin kaldırılması konusunda, daha sonra yapılan açıklamada;  “bu hattaki  raylar   eskidi, Burdur –Gümüşgün-Isparta hattı yenilenecek” denmişti.

Yapılan çalışma ile bu hatta rayların yenilenmesinden sonra, Burdur’a yük trenleri gelmeye ve büyük bir fabrikaya hammadde taşımaya başladı.

Yük trenleri yıllardır Burdur’a yük taşımakta, ama 2015 yılından bu yana Burdur-Isparta, Burdur İzmir-İstanbul seferleri  yapılmamakta!

Burdur-Isparta tren seferleri SDÜ’ye giden hastalar, öğrenciler  ve ıspartaya değişik nedenlerle sürekli gidip gelenler için, ucuz ve güvenli bir ulaşım şekliydi.

Vatandaşlar; Burdur Isparta, Burdur İzmir tren seferlerinin yeniden başlamasını bekliyor.

2018 Eylülü’nde  Burdur İzmir tren seferlerinin, ‘Göller Bölgesi Ekspresle yeniden başlayacağı’ açıklaması yapılmış ancak, daha sonra yapılan başka bir açıklama ile bu seferlerin başlamayacağı duyurulmuştu.

Burdurlular; Burdur-Isparta-İzmir  seferlerinin başlamasını istiyor! Burdur trenini istiyor!..” demiştik. Şimdi ise görülüyorki artık; “Şehrimize yolcu treni seferi bekleme” hayalini kurmak bile elimizden alınmıştır

Hasan Türkel

Yayınlandığı Kategori Manşet
Pazartesi, 15 Nisan 2019 16:01

16 Nisan 2019 - Salı - Burdur Gazetesi

16 Nisan 2019 - Salı - Burdur Gazetesi

Yayınlandığı Kategori Arşiv

15-22 Nisan Turizm Haftası etkinlikleri kapsamında Temsili Yörük Göçü programı ile başladı.  

Burdur Yörük Kültür Araştırma ve Yaşatma Derneği’nce ikincisi düzenlenen etkinliğe Vali Hasan Şıldak, Garnizon Komutanı P. Alb. Hakan Tutucu, Belediye Başkanı Ali Orkun Ercengiz, MAKÜ Rektörü Prof. Dr. Adem Korkmaz, Vali Yardımcısı Ali Nazım Balcıoğlu, Burdur Yörük Kültür Araştırma ve Yaşatma Derneği Başkanı Alaettin Kalkan, çevre illerin Yörük Dernek temsilcileri, ve çok sayıda vatandaş katıldı. Çatalpınar Kavşağı’ndan başlayan Temsili Göç, develer, atlar, keçiler ve mehteran eşliğinde Uzay Çatı altında son buldu.

Etkinlikte Vali Hasan Şıldak, Belediye Başkanı Ali Orkun Ercengiz ve YÖRKAYDER Başkanı Alaettin Kalkan konuşma yaptı. Konuşmaların ardından mehteran takımı, orta oyunu ve halk oyunu gösterileri yapıldı. Program yörük çadırlarında yapılan ikramlarla son buldu.  

Vali Hasan Şıldak Temsili Yörük Göçü etkinliğinde yaptığı konuşmada;

“Kültürümüze, bizi biz yapan değerlerimize sahip çıkan, yörük kültürünü yaşayan ve en başta yaşatan çok kıymetli Burdurlular olmak üzere, çevre illerden, ilçelerden gelerek bu özel günümüze destek veren kültürel mirasımıza sahip çıkan yörük sevdalısı bütün misafirlerimizi bu önemli etkinliğe verdikleri destekten Teke Yöresi’nin başkentinde, Göller, Güller ve Gönüller Diyarı’nda ağırlamak ve misafir etmekten de büyük bir heyecan duyduğumuzu ifade etmek istiyorum. Programın düzenlenmesnide etkin rol oynayan ve geçen yıl birincisini gerçekleştiren Burdur Yörük Kültürü Araştırma ve Yaştma Derneği’nin değerli başkanı Alaettin Kalkan başta olmak üzere bütün yönetimine, Hayırsever İşadamımız Mehmet Cadıl Bey’e, destek sağlayan bütün kamu ve kuruluşlarımıza bu katkılarından dolayı ben de teşekkür ediyorum. 

İlimiz Burdur, binlerce yıllık tarihi zengin kültürel mirası, el değmemiş doğal güzellikleri, renkli kültürüyle Anadolu’nun şirin kentlerinden biri. Burdur’da görev yapmak benim içinde büyük bir onur. Görev sürem içerisinde Burdur’la ilgili en çok dikkatimi çeken hususlardan biri de sahip olduğu bu kültürel değerleri hala yaşatıyor oluşu ve samimi bir şekilde sahip çıkıyor oluşu. Bu dokuyu, bu güzellikleri, gerek misafirperverlikleri gerek komşuluk ilişkiler, mahalli yemekleri, yöreye özgü halk oyunları, müziği ve bu kültürü yaşayan ve yaşatan yayla yaşantısında belirgin bir şekilde görüyoruz. Yapmış olduğumuz ilçe ve köy ziyaretlerinde, katıldığımız düğünlerde, ev ziyaretlerinde, vatandaş buluşmalarında ve o samimi insanlarımızla her görüşmemizde bu tadı yaşayan biri olarak bende sizleri tebrik etmek istiyorum.” dedi.  

Yörüklerin ekmeklerini bölüşen, yazları yaylada, kışları kışlakta ekmeğini taştan çıkaran bir çalışkanlıkla hayatlarını sürdürdüklerini belirten Vali Şıldak; 

“Yörüklük deyince akla pek çok kelime gelir. Pek çok anlam ifade eder. Benim yörükte anladığım öncelikle vatanlarına yürekten bağlı olan yörükler mert, dürüst, sıcakkanlı, misafirperver, hoş sohbetli, hoşgörülü, fedakar ve paylaşımcı insanlardır. Ekmeklerini bölüşen, yazları yaylada, kışları kışlakta ekmeğini taştan çıkaran bir çalışkanlıkla hayatlarını sürdürürler. Yörük demek benim için yiğitlik, mertlik, dürüstlük, özü sözü bir olmak, iftara atmayan, güvenilir, arkadan iş çevirmeyen, ben değil biz diyen bir kültürü benimseyen ve devletine sadık, milletiyle barışık, kendisiyle barışık insanlar demektir. Millet olarak kültürümüzden, değerlerimizden kopmadığımız, kardeşliğimizden birlik beraberliğimizden ödün vermediğimiz sürece burayı dolduran yörük sevdalısı misafirlerimiz ve yörük kıl çadırının dumanın tüttürmeye devam ettikleri süresince milletimiz olarak bu topraklarda bizde, Türkiye coğrafyasında ilelebet varlığımız devam ettireceğiz elbet. Bizler birlik beraberlik içerisinde çalışarak, iri olacağız diri olacağız ve hep birlikte Türkiye olacağız, Burdur olacağız. Bu özel günleri, bu özel buluşmaları, programları devam ettirerek yenileceğiz, güç kazanacağız ve tazeleneceğiz. Bu özel günler zaten işin bahanesidir. Birlik ve bütünlüğümüzü pekiştirmenin ve daha da güçlendirmenin çok iyi fırsatlarıdır. 

Çok zengin bir kültür coğrafyasına sahip, kültürel mirasımızla ne kadar övünsek azdır. Bu mirasa sahip çıkmak adına ilimizin orta düşünce ve fikirlerini dile getiren, halk kültürünün yaşatılması adına bizde Valilik olarak  çok ciddi bir çalışma başlattık. Üniversitemizle birlikte yürüttüğümüz bu çalışma halk kültürü araştırmaları adı altında akademik personel tarafından ilimizin dört bir köşesinde özveriyle, itinayla toplanan verilerde yayına hazırlanacak bir külliyat oluşturacak. İl Kültür Turizm Müdürlüğü’müzün yürütücülüğünde gerçekleşen bu çalışma , halk edebiyatı, halk mutfağı, halk kültürü, halk müziği, halk oyunları, geleneksel el sanatları, geleneksel giyim kuşam olmak üzere pek çok alanda araştırma yapılması, tespit edilecek bütün bu unsurların bütün yönleriyle bir yayın haline getirilmesini hedefliyor. Bunu da ben burada belirterek ilimize hayırlı olmasını temenni ediyorum. Amacımız şehrimizi ve kültürümüzü tanıtmak ve korumak, geliştirmeye yönelik sorunları belirleyerek ilimizin turizm potansiyelini önemli bir halkasını oluşturan zengin halk kültürünün konu çeşitliğini ortaya koymaktadır. İkincisi düzenlenen Yörük Göçü ve Yareni etkinliğininde bu manada çok önemli ve değerli olduğunu belirtmek istiyorum.” açıklaması yaptı. 

Turizmin Burdur’un lokomotif gücü olacağını ifade edene Vali Hasan Şıldak;

“Ben hep ifade ettim. Burdur çok yakın bir gelecekte turizm şehri olacak. Biz henüz burada adım adım ilerliyoruz. Turizm şehri olmak için her şeye sahibiz. Kültürel değerlerimizde bunun çok önemli bir yönünü oluşturuyor. Önemli bir parçasını oluşturuyor. Baktığımız zaman Burdur ilini gezdiğimizde benim ne söylemek istediğimi çok daha iyi anlayacaksınız. Burdur turizmle birlikte gelişecek ve turizm Burdur’un lokomotif gücü olacak. Toplumun her kesimi bundan payını alacak. Yakın gelecekte Burdur, Ağlasun, Yeşilova, Gölhisar ve bütün ilçelerimiz turizm hamleleriyle çok büyük ilerleme katedecek. Devletimizin bu alandaki yatırımları özellikle  Salda Gölü çevresinin özel çevre koruma bölgesi ilan edilmesi bizzat Sayın Cumhurbaşkanımızın kendisinin duyurması ve bu Kibyra’da, Sagalassos’da, lavanta ile ilgili ekoturizm hamlelerinde İnsuyu Mağara’mızda, ilimizdeki çok değerli miraslarımızın ürünleri olan konaklarımızda, şu an restorasyonu devam eden Hocabali Hamamı’nda, Kültür Merkezi’mizin inşası ile birlikte bu alanlarda Burdur çok iddialı hale gelecek ve biz bu şenlikleri çok daha katılımlı, ülke çapında etkinlikler olarak icra edeceğiz elbet. Buradan çıkan sonuç bugün burada daha güçlü bir Türkiye, bölgesinde dünyada Yeni Türkiye, terörle mücadele eden bir Türkiye varsa işte bu birliktelik sayesinde, bu güç ve bütünlük sayesinde var. Kültüre sahip çıkmak, geçmişiyle barışık, geçmişini özümsemiş ve ileriki kuşaklara aktarma arzusunda olan bu toplum, siz hizmetin en iyisine layıksınız. Sizinle daha güçlü bir Burdur ve daha güçlü bir Türkiye için hep birlikte el ele yürüyeceğiz ve bayrağımızla, insamızla Türkiye’ye sahip çıkmaya devam edeceğiz. Şenliğimizin bu çerçevede ilimize yeni kazanımlar getirmesini, birliğimiz bütünlüğümüzü pekiştirmesini temenni ediyorum.” dedi ve etkinliğin hazırlanmasında emeği geçen herkese ayrı ayrı teşekkür etti.    

 Belediye Başkanı Ali Orkun Ercengiz bu yıl ikincisi düzenlenen yörük göçü şenliğine katılımın geçen yıldan daha fazla olduğunu gördüğünde onurlandığını söyleyerek;

“Bizler, Uzak Asya’dan Anadolu topraklarını yurt yapmak üzere başladığımız o göç, ebediyete kadar bizim olacak bu Anadolu topraklarını bize vatan yapmıştır. Umudumuz o dur ki bu topraklar bizim ilelebet vatanımız olsun, hiçbir şekilde bu vatanın topraklarına göz dikeceklere fırsat vermeyelim. Şenliğimizin yapımında emeği geçen başta Sayın Valimiz olmak üzere tüm paydaşlara ben de teşekkür ediyor, şenliğimizin ilimize, bölgemize hayırlı uğurlu olmasını diliyorum.” dedi. 

Burdur Yörük Kültür Araştırma ve Yaşatma Derneği Başkanı Alaettin Kalkan, Yörük Türkmen Derneklerinin hedefinin ufku geniş, medeni duygularını ve bayrağını en üst seviyede taşımak olduğunu vurgulayarak;

“Yörük Türkmen nedir? Kimlere denir? Yörük kelimesi Öztürkçede yürümek fiilinden gelmektedir. Yörük demek yürüyen demektir. Biz yörükler bilindiği üzere eski tarihlerden beri göç eden bir topluluk olduğumuz için bizlere yürüyen Türkler anlamında yörük denilmiştir. Türk milletini oluşturan yelpazenin içerisinde birbirine olan bağlılıkları, vatanseverlikleri ve cesaretiyle tanınan sofrasında, bereket çadırında dostluk ve muhabbet sözlerinde doğruluk ve samimiyet olan yörüklerimizin asırlarca var olan bizleri ve evlatlarımızı bu bayrak bu vatan altında daima bir ve diri olmasını sağlayacaktır.

Yörük Türkmen Derneklerimizin amacı yeni yetişen evlatlarımızı gelenek göreneklerine, örf ve adetlerine bağlı vatan, millet, bayrak sevdalısı nesline hakim, barışçı nesiller yetiştirmeye vesile olmaktır. Yörük Türkmen Derneklerimizin hedefi de ufku geniş, çağdaş medeni, milli duygularını ve bayrağını en üst seviyede taşıyan Ulu Önder Atatürk’ün gösterdiği yolda ülkemizi muasır medeniyetler seviyesine ulaştıracak nesiller yetişmesine destek olmaktır. Bu toyumuza maddi manevi katkı sunan değerli Burdur Valiliğimize, Burdur Belediyemize, MAKÜ Rektörü ve yöneticilerine, kültür denildiği vakit hiçbir fedakarlıtan kaçınmayan değerli sponsorlarımıza teşekkür ediyorum. 

Sözlerimi bitirirken 2. Yörük Göçü ve Yareni Toyu’muza gelerek bizleri böyle güzel bir günde yalnız bırakmadığınız için YÖRKAYDER Derneğimizin yönetim kurulumuz  ve tüm üyelerimiz adına hepinizi saygı ve muhabbetle selamlıyorum.” değerlendirmesi yaptı.

Hatice Dursun

Yayınlandığı Kategori Manşet

1937’de kuruluş çalışmaları başlatılan Köy Enstütüleri 1954’de kapatıldı.

İlimize en yakın Köy Enstitüsü Isparta Gönen’de 1940 yılında kurulmuştu, diğer Köy Enstitüleri ile birlikte 1954 yılında kapatıldı

Köy Enstitüleri’nin kuruluş yıldönümü, her yıl, daha önce Köy Enstütüleri’nin kurulmuş olduğu illerde ve ülke genelinde kutlanmakta.

Gönen Mezunları Eğitim, kültür ve dayanışma Derneği organizasyonu ile  Isparta-Gönen’de 17 Nisan Çarşamba Günü, saat 11:00’den itibaren  köy enstitülerinin kuruluşunu kutlama etkinlikleri başlayacak.

Gönen Meslek Yüksek Okulu’nda düzenlenecek kutlama programında, saat 11.00-11.15 arasında saygı duruşunda bulunma ve İstiklal Marşı’nın okunması var. daha sonra etkinlik, konuşmalar, ziraat marşının okunması, halk oyunlarının oynanması ve türküler söylenmesi ile devam edecek

1954  yılında Köy Enstitüleri’nin kapatılmasından sonra, bazı Köy Enstütüleri yapılarında, köy öğretmen okulları açıldı. 1976 yılında Köy Öğretmen Okulları kapatılıp yerine Öğretmen liseleri açıldı. 2014 yılında Öğretmen liseleri kapatıldı. Bazı Öğretmen liseleri, Fen liseleri, Sosyal Bilimler liseleri ve Anadolu liseleri’ne dönüştürüldü.

Şahin Aybek’in “Köy Enstitüleri Basit Gibi Görünen Bir Aydınlanma Mucizesidir” başlığıyla Birgün Gazetesinde yayınlanan yazısı konuya ışık tutuyor;

www.sahinaybek.com.tr

Köy Enstitüleri basit gibi görünen bir aydınlanma mucizesidir. Köy enstitüleri yalnızca köy öğretmeni yetiştirmemiştir. Çünkü Köy Enstitüleri aynıı zamanda çok yönlü bir insan yetiştirme projesidir. Ta o dönemde köyden gelen kız ve erkek çocukları öğretmen olarak yetiştirilip tekrardan kendi köylerine veya çevre köylere gönderiliyorlardı. Öncelikle öğretmenler bu bölgenin öğretmenleri oldukları için çevreye uyum sorunu yaşamıyorlar ve köylüyle çatışmıyorlardı. Ayrıca bu gençler sadece öğretmen değillerdi. Tarım ve inşaattan da anlayan bu öğretmenler enstitü binalarını yapıyor, tarlalara, hayvanlara bakıyorlardı. 

Adeta yerinden bir köy kalkınması yapacak tüm donanımlara sahiptiler. Bu kadar mı? Hepsi en üst düzeyde hümanist değerlerle donatılıyor, sağlam bir edebiyat, sanat, müzik eğitiminden geçiyorlardı. Köyden kalkınma sağlandığı için hem köyler aydınlanıyordu hem de köyden kente göç engellenmiş oluyordu. Böylece köy-kent ayrımı ortadan kaldırılıyordu.

Kendi Eğitimcilerimiz Kendi Eğitim Modellerimizi Yaratabilirler

Sorgulayan, soran, eleştiren, araştıran, dogmayı geride bırakıp aklı ön plana çıkaran insanlar köy enstitüleri sayesinde yetişmiştir. 20 bin civarında insanın yetiştiği bu okullardan şairler, yazarlar, sendika liderleri, politikacılar gibi toplumun kanaat ve değişim önderleri çıkmıştır.Ömrü kısa, etkileri büyük olan Köy Enstitüleri toplumsal kalkınmanın itici gücü olmuş, ülkeyi dönüştüren bir güç haline gelmiş, eğitimde fırsat eşitliğini sağlamış, toplumun her kesimine, yurdun her köşesine eğitim ve öğretim faaliyetlerini ulaştırmıştır, yaşayan bilgi üreten okul anlayışıyla öğrencilerini yetiştirmiştir ve bu öğrencileriyle de çevresini geliştirmiştir. Köy Enstitülerinde iş için- iş içinde- işle eğitim anlayışıbenimsenmiştir. Bu deneyim bize iyi bir eğitim ortamı hazırlandığında her insanın toplumuna ve kendisine faydalı bir yurttaş olabileceğini göstermiştir. Ve göstermiştir ki rol ve sorumluluk verildiğinde kendi eğitimcilerimiz halkımızın gereksindiği eğitim modellerini yaratabilirler.

Düşümdeki Okullar Türkiye’de Kuruldu

Köy Enstitülerinde paylaşımcılara özellikle de öğrencilere yaşam bağlamlı roller biçilirdi. Köy Enstitüleri sadece bu konuda değil model olarak pek çok konuda Türkiye ve dünya eğitim tarihine damga vurmuştur. Şimdi kısaca bu kadar önemli olan Köy Enstitülerinin kuruluşunu, gelişimini, amaç ve görevlerini, öğrencilerini, eğitim anlayışını ve programını, yönetimini vb. ele almaya çalışalım. Ünlü ABD’li eğitimci John Dewey bile “Düşümdeki okullar Türkiye’de kuruldu. ”demiştir. Cumhuriyetin kuruluşuyla beraber köylerdeki eğitim sorununu çözme çabaları olmuştur. O dönem Türkiye nüfusunun çoğunluğu köylerde yaşıyordu. İlköğretimin yaygınlaştırılması ve köylerde köy zanaatlarının öğretilmesi gerekiyordu. Nüfusun büyük çoğunluğunun üretimin %81’ini oluşturan köylülerden oluştuğu düşünüldüğünde Türkiye nüfusunun yaklaşık 12,5 milyonunu oluşturan köylünün, köylerde eğitilmesi gerekiyordu. Köylünün okutulmasının ve terbiye edilmesinin yolu da köy öğretmenlerinden geçiyordu.

Köy Enstitüleri Yaygın Olarak Bilindiği Üzere 1940 Yılında Değil 1937 Yılında Kurulmuştur.

17 Nisan 1940 tarih ve 3803 sayılı Köy Enstitüleri Kanununda Köy Enstitülerinin kuruluş amacı, “Köy öğretmeni ve köye yarayan diğer meslek erbabını yetiştirmek” olarak belirtilmişse de, Köy Enstitülerinin kuramcısı, kurucusu, baş yöneticisi İsmail Hakkı Tonguç, Köy Enstitülerinde verilecek eğitim aracılığıyla, temel bir hak olan eğitimin, köylüyü kendi kaderini değiştirebilecek bilince kavuşturma, köyü içten canlandırma, köylüyü kendi haklarını koruma eylemine sevk edecek ve yurttaş yetiştirecek işlevleri olduğunu ifade etmiştir. Köy Enstitüleri yaygın olarak bilindiği üzere 1940 yılında değil 1937 yılında kurulmuştur. Köylerdeki eğitim sorunu çözmek için 1937’de Eğitmen Uygulaması ve Köy Öğretmen Okullarını açılma süreçleri yaşanmıştır. Köy Enstitüleri açılınca,11 Haziran 1937 tarih ve 3238 saylı kanunla açılan Köy Eğitmen Kursları Köy Enstitülerine bağlanmıştır. Yani aslında ilk Köy Enstitüleri Köy Öğretmen Okulu adıyla, 22 Mart 1926 tarih ve 789 sayılı Maarif Teşkilatına dair kanunla açılmıştır. Ve bu Köy Öğretmen Okullarının yani Köy Enstitülerinin ilki 1 Ekim 1937’de Eskişehir Çifteler’de, ikincisi de 30 Ekim 1937 günü İzmir Kızılçullu’da açılmıştır. Köylerdeki eğitim sorununu çözmek için 17 Nisan 1940 tarihinde 3803 saylı Köy Enstitüleri Yasası kabul edilmiştir.

Aynı Zamanda “Köye Önder” Yetiştiriliyordu

Türkiye coğrafyasına dengeli bir şekilde dağıtılmaya çalışılan Köy Enstitülerinin sayısı 1948 yılı itibariyle 21’dir. Köy Enstitüleri 1954 yılına kadar yaklaşık 20 bin kadar öğretmen (1400 kadarı kız), 1599 erkek sağlık memuru yetiştirmiştir. Bu yetişen kişiler aynı zamanda gittikleri yerlerde birer köy önderi olmuştur. Bu köy önderleri öğrencilerini en iyi şekilde eğitmekle görevliydi. Diğer taraftan da köy halkını yetiştirmekle ilgili görevleri vardı. Öğretmen köyde hükümeti de temsil ediyordu. Köyde ekonomik hayatı, milli kültürü geliştirmek, köydeki gençleri spora vb. alanlara teşvik etmek gibi görevleri de vardı.

Köy Enstitüleri Niye Kapanmıştır?

Köylerdeki iktisadi ve sosyal yaşamı yeniden yapılandırmayı temel alan, köylüden aldığı çocukları geldiği köye öğretmen yetiştirmeyi planlamış olan Köy Enstitülerine karşı zamanla tepkiler gelmeye başlamıştır. Okul yapımının köylülere yüklenmesi, Köy Enstitülerinde yetişen öğretmenlerin yeni bir bilinçle yetişmeleri ve üstelik köylerde görev yapacak olmaları gibi nedenlerle eleştiriler gelmiştir. Geleneksel olan toplum pek çok açıdan Köy Enstitülerini yadırgamıştır. Eğitimi sadece seçkinlerin bir hakkıymış gibi görenler köylünün eğitimini eleştirmişlerdir. Karma eğitim olması, enstitülerin şehirden uzak oluşu, demokratik yaşam biçiminin benimsenmiş olması gibi nedenler hep ileri sürülmüştür.

Köy Enstitüsü Deneyimimizden Pek Çok Dersler Çıkarmalıyız

Köy Enstitüleri zamanla sahipsiz kalmıştır. Köy enstitüsü kurucularının kaybıyla zaman içinde bu okullar özgün yapılarından sapma göstermiştir. 25 Mart 1947’deki Talim ve Terbiye Kurulu Kanunu’yla Köy Enstitüleri yönetmeliği değişmiş ve bu okullar, diğer okullara yaklaştırılmaya çalışılmıştır. Bu bozulma 1947’de Yüksek Köy Enstitüsü’nün kapatılmasıyla hızlanmıştır. Köy Enstitüleri 1954’ün Ocak ayında 6234 sayılı yasa ile kapatılmıştır. Köy enstitüsü deneyimimizden pek çok dersler çıkarabiliriz. Bu deneyimimiz bugünün koşullarına uyarlanarak bir KENT ENSTİTÜSÜ MODELİ oluşturulabilir. Bu modelle şehirlerin geri kalmış arka mahallelerine de müdahale etmek mümkündür.

Kent Enstitülerinin Temel Amacı Köy Enstitülerindeki Gibi Nitelikli Öğretmen Yetiştirmek Olmalıdır

Ülkemizin geçmiş öğretmen yetiştirme deneyimi ile çağdaş özerk üniversitenin olanaklarını buluşturmak için üç büyük ilde birer eğitim üniversitesi kurulmalıdır. Böylece öğretmen yetiştiren fakülteler mevcut üniversitelerin gecekondusu olmaktan kurtulup kendi öz varlıklarını ortaya koyabilirler. Eğitim üniversitelerine çağın gereklerine uygun kurulacak olan Kent Enstitüleri öğretmenliğe tutkuyla, aşkla inanmış idealist öğretmen adayları yetiştirebilirler. Kent Enstitülerinin temel amacı Köy Enstitülerindeki gibi nitelikli öğretmen yetiştirmek olmalıdır. Kendi hayatını değiştirme güç ve bilincine sahip, aklını kullanabilen, bilimi merkeze alan, okuma alışkanlığı olan bir müzik aleti çalabilen, spora yapan, sanatla barışık, ülkesini ve dünyayı tanıyan çağdaş nesiller bu yolla yetiştirilebilir.

Hasan Türkel

Yayınlandığı Kategori Manşet

İlkbaharın gelmesiyle birlikte belli bölgelerde çok büyük çapta görülen kelebek göçüne Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi de ev sahipliği yapıyor.

MAKÜ İstiklal yerleşkesinde uçuşan kelebekler, renkli görüntülere sahne oldu. Öğrencilerin de ilgi odağı olan kelebeklerin göçmen kelebekler olduğu öğrenildi. 

MAKÜ Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Tamer Albayrak yaptığı açıklamada; Aslında Mart ve Nisan aylarının kuşların göç etme mevsimleri olduğunu ve kampüsten de ciddi sayıda kuş türü geçtiğini ve aynı zamanda konakladıklarını ifade etti. 

Şu anda kuyrukkakanlar, kırlangıçlar gibi farklı türlerin göç ettiğini belirten Albayrak, “Bu göç döneminde kuşları gözlemlerken, kelebek göçüne de denk geldik. Bu kelebek göçü her zaman görülmemekte. 10 yıldır MAKÜ’de görev yapmaktayım. Ama ilk kez bir kelebek göçü ile karşı karşıyayız. Burada yoğun olarak Vanessa cardui (Diken kelebeği) adlı bir tür var. Şu anda toplu olarak pasaj göçü yapmakta. Yerleşkenin her tarafından bu türü izleyebilirsiniz. Göçü izlemek için yerleşke içerisinde etrafınıza biraz dikkatle bakmanız yeterli olacaktır” dedi.

Yayınlandığı Kategori Manşet
Pazartesi, 15 Nisan 2019 16:01

“Çevreyi kirletme!” toplumsal bir sorun

Giderek artan çevre kirliliği ülkemizi ve ilimizi tehdit ediyor.

İlimizdeki piknik alanları plastikler, ambalaj malzemeleri, piknik artıkları ile kirletiliyor. Bu kirlilik ne yazık ki örtülü tepelerinin altındaki alanlara kadar ulaşmış. Nefis göl manzarasına sahip bu alanlara gelen kişiler, burada yiyip, içtikten sonra, plastik, cam, ambalaj malzemesi piknik atıklarını ortalığa atıp gidiyorlar. Bu atıklar çevrede çoğalınca, artık bu alanlarda piknik yapmanın, oturup dinlenmenin tadı kalmıyor.

İşin en kötü tarafı, bu alanlara atılan plastik ve diğer  atıklar on yıllar boyunca çürümeden, toprağa karışmadan var olup çevreyi kirletmeye  devam ediyor.

Kirlilik sadece piknik alanlarında değil, şehrin her yanında mevcut. İnsanlar sigara izmaritlerini yerlere atmaya, sokaklara tükürmeye, sümkürmeye, ellerine geçeni sokağa atmaya devam ediyorlar. Şehirde en fazla kirletilen alanlar arasında, okul etrafındaki yollar, sokaklar var. Çünkü; okuldan çıkıp, eline yiyeceğini alıp yiyen çocuklar, yediklerinin ambalaj artığını, kayıtsızca, doğal bir şey yapar gibi kaldırımlara, sokaklara atıyorlar.

Bu da çocukların, okullarda, çevrenin kirletilmemesi, korunması konusunda yeterince eğitilmediğini göstermekte.

Düzenlenen kampanyalarla, okul bahçelerinde yada başka alanlarda öğrencilere çöp toplatarak, çevre kirliliğinin önlenemediği artık farkedilmeli. Çevreyi korumanın temel şartı, çevreyi kirlettikten sonra temizlemek değil, çevreyi kirletmemektir!

Çocuklara, okullarda, çevreyi doğayı koruma konusunda daha etkili yol ve yöntemlerle eğitim verilmeli!

Ilimizde, ülkemizde hala yollara, tükürenler, sümkürenler, siğara izmaritlerini, her türlü atığı kaldırımlara, yollara atanlar varsa, bu konu önemli bir toplumsal sorundur. Bu konu, önemli bir sorun olarak görülüp, televizyonlarda, özellikle devletin televizyon kanallarında etkili bir biçimde işlenmeli, insanlarımız bu konuda  bilinçlendirilmeli, bu ağır, önemli toplumsal sorunla vakit geçirmeden mücadeleye başlanmalıdır.

Hasan Türkel

 

Yayınlandığı Kategori Manşet