“İstiklal Marşı milletin malıdır”

Vali Hasan Şıldak’ın katılımıyla, Mehmet Uzal Sosyal Bilimler Lisesi’nin koordinesinde, Necip Fazıl Kısakürek Konferans Salonu’nda 12 Mart İstiklal Marşı’nın Kabülü’nün yıldönümünü ve Mehmet Akif Ersoy’u Anma programı düzenlendi. İstiklal Marşı’nın kabulünün 98. yıldönümü, Mehmet Uzal Sosyal Bilmler Lisesi’nin hazırladığı çeşitli etkinliklerle kutlandı. 

Tarih Öğretmeni Ömer Şahin’in açılış konuşmasıyla başlayan programda, il genelinde 12 Mart konulu resim, şiir ve kompozisyon yarışmalarında dereceye giren öğrencilere ödüllerini Vali Hasan Şıldak verdi. Program daha sonra oratoryo gösterisiyle devam etti. Mehmet Uzal Sosyal Bilimler Lisesi öğrencileri ve Müzik Öğretmeni Aslı Canyakan’ın oratoryo gösterileri katılımcılar tarafından ayakta alkışlandı ve bir defa daha dinlendi. Oratoryo gösterisinin ardından program hatıra fotoğrafının çekilmesiyle sona erdi.  

Programda konuşma yapan Tarih Öğretmeni Ömer Şahin İstiklal Marşı’nın yazılması ve kabul edilme süreci hakkında bilgi vererek;

“12 Mart 1921 İstiklal Marşı’mızın Millet Meclisi’mizce Milli Marş olarak oy çokluğuyla kabul edildiği tarihtir. Bağımsız her millet bir milli marşa sahiptir. Bizim ülkemizde 9 yıl boyunca ağır savaşlar verdikten sonra, ona yakışacak milli bir marşın yazılabilmesi için, Millet Meclisi tarafından bir yarışma düzenlenmiş ve ödül olarakta 500 lira vaad edilmiştir. 23 Nisan 1920’de açılmıy olan Millet Meclisi’mize Burdur Milletvekili olarak seçilmiş olan Mehmet Akif Ersoy, yapılacak yarışmaya 500 liralık ödül konulduğu için yarışmaya katılmamıştır. Fakat yarışmaya katılan şiirlerin hiçbiri Milli Marşı’mızı seçilmeye layık bulunmayınca, Maarif Vekili Hamdullah Suphi Bey, yakın arkadaşı Mehmet Akif’e gelerek, bu marşın kendisinin yazmasını rica etmiştir. Ortaya konan ödülü almamak koşulu ile Akif İstiklal Marşı’mızı yazmıştır. 1 Mart 1921’de ayakta alkışlanarak dinlenen marş, 12 Mart 1921’de Milli Marşı’mız olarak kabul edilmiştir. Milli Şairi’miz Mehmet Akif Ersoy, çok iyi bir hafız, dört dili iyi konuşan, verdiği sözü asla unutmayan, en yakın arkadaşının bile bir insan bu kadar mükemmel olamaz dediği insandır. Bir anısında yakın arkadaşı bahseder. Öğle yemeğini arkadaşı ile yemek için sözleşmişlerdir. O günde çok fazla yağmur yağar. Arkadaşı randevusuna gelemeyince, arkadaşının evine gider sırılsıklam bir halde bir söz ölüm ya da ona yakın bir felaketle yerine getirilmezse mazur görülebilir diyerek oradan uzaklaşır ve arkadaşı ile bir müddet dargın kalır. Mehmet Akif’i uzaktan gören ondaki incelikleri fark edemez. Kıyafetine özenmeyen, ütüsüz, boğum bağı özensiz bağlanmış bu kişi çok iyi derecede Fransızca bilir fakat, kurduğu hiçbir cümlede asla kullanmaz. Akif detaylarda gizli, derin bir insan. Ömrünün son üç yılını Kur’anı Kerim tefsirine adamış bu isim kadar yaşadığ dönemde Kur’anın mealini yazabilecek başka bir zat yok der alimler. Ankara gibi soğuk memlekette kış ayını paltosuz geçirmiş, yağmurlu, karlı günlerde arkadaşının muşambasıyla idare etmiş olan Akif, fakirlik içindeyken almamıştır o 500 lira ödülü. Son günlerini İstanbul Beyoğlu’nda geçiren Akif’i göremeye gelen arkadaşlarına İstiklal Marşı için o şiir bir daha yazılamaz, onu kimse yazamaz, onu ben dahi yazamam, onu yazmak için o günleri görmek, yaşamak lazım. O şiir artık benim değildir, o milletin malıdır. Benim millete karşı en büyük hediyem, bu demiştir. 27 Arayık 1936’da vefat eden Mehmet Akfi Ersoy’un kabri Edirne Kapı Mezarlığı’ndadır. Allah rahmet eylesin.” dedi.

Hatice Dursun

Ögeyi Oylayın
(0 oy)

Yorum yapın