Sömürgeci ülkeler hayvancılığımızı çökertmek istiyor

Kurban Bayramı sonrası görülüp, kaygı yaratan şarbon hastalığı ve bunun yanında canlı hayvan ve et ithalatının, ülke hayvancılığına verdiği zararlar konularında, 20. dönem milletvekili Veteriner Hekimler Odası Başkanı Kazım Üstüner ile söyleştik.

 Ülkede ve şehirde gündem köşemizde konuk ettiğimiz Veteriner Hekimler Odası Başkanı Üstüner, canlı hayvan ve et ithalatına yol açan yanlış hayvancılık politikalarına değinerek, bu yanlışların giderilmesi konusundaki görüşlerini ifade etti. Şarbon hastalığının önlenebilmesi için, saha çalışması yapılması gerektiğini vurgulayarak, bunun içinde öncelikle Tarım İl Müdürlüklerinde görev yapan veteriner hekimlerin, hak mahrumiyetlerinin giderilmesi gerektiğini söyledi.

 Hasan Türkel: Şehirde ve ülkede gündem köşemizin konuğu 20. Dönem milletvekili Veteriner Hekimler Odası Başkanı Kazım Üstüner. Kurban Bayramı sonrası daha görülen, ithal hayvanlarla da bir kez daha ülke gündemine giren şarbon, ülkede paniğe yol açtı. Bunun sebeplerine girmeden önce; şarbon nasıl bir hastalıktır? Nasıl ortaya çıkar, yayılır? Nasıl tedavi edilir?

Kazım Üstüner:  Öncelikle bu denli önemli bir konuyu gündeme taşıdığınız için teşekkür ediyorum. Gerçekten halk sağlığı ve hayvan sağlığı açısından, çok önemli bir hastalık olan şarbon, halk deyimiye dalak hastalığı olarak bilinen şarbon hastalığı, topraktan, meradan geçen bir hastalıktır. Gram pozitif bir bakterinin yaptığı, uzun yıllar kendini doğada koruyabilen, spor formuna geçerek, kırk-elli yıl toprakta canlılığını koruyabilen etkene sahip olmasından dolayı, köklü koruyucu hekimlik hizmetleriyle çözülebilecek bir hastalıktır, şarbon hastalığı. Bu Kurban Bayramı döneminde özellikle Ankara, İstanbul, Sivas başta olmak üzere, yurdumuzun muhtelif yörelerinde patlak vermesi, kontrolsüz kesim yapılmasından kaynaklanan sebebe dayanmaktadır. Bu yıl büyük bir patlama yaşandı şarbon hastalığında. Bunun sebebi mezbahalarda yetirince kontrol yapılamamasından ziyade, mezbaha dışı kesimlerin büyük rolünün olduğunu tahmin ediyorum. 

H.T.: Bu arada bir açıklama yapıldı. Sanıyorum Veteriner Hekimleri Odası Genel Merkezi’nden bir açıklama. Ülkemizde kesilen hayvanların %50’sinin kontrol dışı, kaçak kesim olduğu söylendi. Buna değinirseniz iyi olur. Çünkü bu hepsinden daha yakıcı bir sorun gibi geliyor bana.

K.Ü.: Bu konuda, özelleştirme politikalarına dayanıyor. Ülkemizin dört bucağında daha önce hizmet veren et balık kurumları eleştirlidi. Daha sonra bu kurumlar satıldı, kapatıldı. Burdur olarak biz şanslı sayılırız. Kombine faaliyetine devam ediyor. Ama, çoğu özelleştirilen et balık kurumları, arsa rantı uğruna devre dışı kaldığı için, mezbaha sisteminde ciddi bir aksama olduğunu gözlemliyoruz. 

Önce hastalansın sonra tedavi edelim anlayışı yanlış, koruyucu hekimlik uygulanmalı

H.T.: Şarbon hastalığı Avrupa’da pek fazla görülmüyor. Geri kalmış ülkelerde, Orta Doğu’da çok yaygın şarbon. Bunun nedeni nedir?

K.Ü.: Avrupa gibi gelişmiş ülkelerde, hayvan sağlığında, hatta insan sağlığında da koruyucu hekimlik hakim durumda. Bizde de ne yazık ki veteriner hekimlik sahasında, tedavi hekimliği ön planda. Önce hastalansın, sonra tedavi edelim mantığı var. Biz Burdur Veteriner Hekimler Odası olarak, Tarım Bakanımızla yaptığımız görüşmelerde, oda olarak yaptığımız toplantılarda dillendirdiğimiz politika, koruyucu veterinerlik hizmetlerinin Türkiye’de hakim kılınmasıydı. Bunun, hem daha ekonomik olacağını, hem de  hayvan, halk sağlığı, ülke ekonomisi açısından, büyük yararlar getireceğini savuna geldik. Şarbon meselesiyle de bir kez daha söylüyoruz. Koruyucu veterinerlik anlayışını, ülkemizde hakim kılmadan, bizim hastalıklarla, hayvanlardan insanlara geçen hastalıklarla, baş etme şansımız zayıflıyor. Zoonoz dediğimiz, hayvanlardan insanlara geçen,hastalıkların sayısı, bizim okuduğumuz dönemde, 104 civarındaydı. Şimdi 120’leri geçtiği söyleniyor. 120 tane hayvandan insana geçen hastalık var. Tabi bunu da, 1984 yılı yani, 12 Eylül dönemi sonrası, Veteriner İşleri Teşkilatı’nın, Veteriner İşleri Müdürlüğü’nün, Ziraat Genel Müdürlüğü’nün kapatılmasıyla, böyle ciddi sıkıntılar yaşanıyor. Gecesi, gündüzü, cumartesi, pazarı olmayan veteriner hekimler, meslektaşımız olan Sayın Mehdi Eker’in bakanlığı döneminde, kıdem tazminatı noktasında mağdur edilmişlerdir. Hakları elinden alınmıştır. Tekrar geri verilmesi, yani yıpranma payı adı altında yılda 2 ay yıpranma hakkı vardı veteriner hekimlerin. Ki 10 yıl ben de kamuda çalıştım. Bu yüzden biliyorum Tarım İl Müdürlüğü’nde çalışan veteriner hekimlerin gecesi gündüzü yoktu. Şarbon çıktı; bunun mücadelesi anca o bölgede 5 yıl sürecek aşılama çalışmalarıyla verilebilir, hastalığın önüne geçilebilir.Bir sığır vebası çıktı, yine aynı şekilde gece gündüz demeden koşturmak gerekir. Bu anlamda veteriner hekimler, son yıllarda müthiş derecede hak kaybına uğradılar. Motivasyonları düştü diyebilirim. En son örnekte, koruyucu hekimlik açısından büyük sıkıntı yaratan Sayın Fakıbaba’nın kısa dönem bakanlığı döneminde, aşılama çalışmalarında, yasal haklar olmasına rağmen popülist bir yaklaşımla, sahada koşturan arkadaşların aşı ücretlerinin 75 kuruştan, 1 kuruşa düşürülmüş olması, gerçekten veteriner hekimleri rencide etmiş, hak kaybına neden olmuştur. Her ne kadar sonradan düzeltilmiş olsa da, bu aradaki geçen süre, hayvan sağlığı, ülke ekonomisi açısından büyük kayıplara neden olmuştur. 

H.T.: Bir başka acı iddia da ithal hayvanların gemilere yüklenmeden önce, veteriner kontrolleri şartının ortadan kaldırılmış olması. Veteriner kontrolleri yapılmadan bu hayvanların ülkemize getirildiği söyleniyor. 

K.Ü.: Çok önemli bir hususu dikkate sundunuz. Teşekkür ediyorum. Bu son yıllarda artan hayvan ve hayvansal ürün ithalatında, ithalatçı firmaların giderlerini artırmamak adına, son dönemde canlı hayvan ithalatında, veteriner hekimlerin yurtdışında görevlendirilmesinden vazgeçildi. Veteriner hekim masraflarından kaçınmak adına bu tür yanlışlar oldu ne yazık ki.

H.T.: Ya da bir anlamda, çok özür dilerim ama bu ithalatçı firmalara bir tür kıyak olmuyor mu yani?

K.Ü.: Halkın sağlığını tehlikeye sokmayla karşı karşıya kalıyoruz. Şarbon gibi hastalıklar, genelde canlı muayene de de ortaya çıkan hastalıklardır. Ancak, basında ithal hayvanlar aracılığıyla şarbon hastalığı geldi gibi haberleri izliyorum. Şarbon her ülkede olan bir hastalıktır. Ülkemiz de de şarbon hastalığı her zaman vardı. Yani diğer ülkelerde de vardır. 

H.T.: Yani şöyle diyebiliriz. Gelen hayvanlarda şarbon tespit edildi değil mi?

K.Ü.: Onu bilemiyorum. 

Şarbon ülkemize ithal hayvanlarla gelmedi zaten vardı

H.T.: Ankara’da hayvanların toplandığı yerde şarbon hastalığı nedeniyle karantina uygulandığına dair uyarı levhalarını gösteren haberler basında yer aldı.

 K.Ü.: Bir mihrakta şarbon hastalığı çıktığında, 5 km çapındaki alan karantina altına alınır. Eğer Ankara’da ithal hayvanların bulunduğu yer, bu 5 km olan bir yerde ise orada, sadece ithal hayvanların olduğu yer, 5 km çapındaki alan koruma altına alınır. Yani hayvanlarla bulaştı anlayışı çok doğru değil. Bu mera, ot ve yem maddesi kaynaklı bir bulaşma içeren hızlı gelişen bin hastalıktır. İthal hayvanlarda olmuş olsa, haftalar süren yolculuklarında gemide canlı hayvan kalmazdı. Çünkü şarbon 2 ile 9 gün gibi kısa sürede ölümle sonuçlanan bir hastalık. Yani yol boyunca telef olurdu hayvanlar.

H.T.:  Şarbon görülen birkaç bin  ithal hayvanın itilaf edildiği, bakanlık tarafından da doğrulandı. CHP eski milletvekili Fikri Sağlar şimdi yeni bir iddia ortaya attı. Hayvanları getiren gemi Mersin Limanı’na demirlendiğinde, o gemiden dışarıya denize  ölü hayvan atıldığı söyleniyor. Tabi bunlar iddia. İş iyice çetrefilleşiyor böyle olunca.

K.Ü.: Bir kere canlı hayvan ithalatıyla, ülkemizde görülmeyen bazı hayvan hastalıklarının ülkemizdeki hayvanlara  bulaştığını biliyorum. Türkiye’de yokken, yurtdışından getirilen ya da kaçak giren hayvanlar aracılığıyla, yedi hayvan hastalığı Türkiye’ye bulaşmış durumda. Ama şarbon bulaştı diyemeyiz.

HT.: Ama o itilaf edilen ithal hayvanlar şarbondan ölmüş olabilirler. 

K.Ü.: Bizim tabi ki ithalatı savunma gibi bir durumumuz yok. İthalata elbette karşıyız. Türkiye, kendi kendine yetmeli. İthalat politikalarının yanlışlığını hep vurgulaya geldk. Ancak, bu özellikle Güney Amerika gibi uzun yoldan ithal edilen hayvanlar, gemi  kapasitesinin üstünde yükleme yapıldığı için, maliyeti düşürmek için, kapasiteden fazla  yükleme yapıldığı için, sıkışmadan kaynaklanan ölümler olmuş olabilir.  Hatta çok ilginçtir, son parti ithal hayvanların getirildiği Brezilya’da; hayvanseverlerin, haddinden fazla hayvan yüklendiği için protesto yürüyüşü yapmaları sonucu  5000-6000 hayvanıne igemiden indirildiği haberini okumuştum. Bir ara sizinle de paylaşmıştık. 

Tarım ve hayvancılıkta geri gidiş devam ediyor

H.T.: Tarım İl Müdürlükleri, son dönemde sizin dediğiniz gibi 1984’ten başlayarak kademeli bir şekilde işlevsizleştirildi. Bu hayvan hastalıklarının yayılmasına, önlenmesine nasıl etki etti? Bu etki nasıl devam ediyor?

K.Ü.: Ben, Burdur boyutuyla da, Türkiye boyutuyla da söyleyebilirim. Arkadaşlarımız özveriyle çalışıyor. Ancak şu tespiti yapmakta yarar var. En son 4 yılda 3 defa bakan değişti. 3 defa tabelamız değişti. Adı, yapılanması sık sık değişen bir bakanlık. Bu boyutuyla, 1984 yılında başlayan geri gidiş hızla devam ediyor. Özellikle personel yetersizliğinden kaynaklanan, mevzuat yetersizliğinden kaynaklanan bir hayli sıkıntılar olduğunu biliyorum.

H.T.: Peki şimdi daha önce birlikte gündeme getirdiğimiz bir konu var. Somali 1970’li yıllara kadar, bütün Orta Doğu’ya, Afrika’ya et ihraç eden bir ülke iken, bugün açlıkla boğuşuyor. IMF’ye olan borçları nedeniyle, IMF ve Dünya Bankası’nın ilk şartı ücretsiz veterinerlik hizmetleri ve ücretsiz hayvan ilaçları hizmetinin kaldırılması ve tarım bakanlığının işlevsizleştirilmesi olmuştu.

 K.Ü.: Ona benzer şeylerin Türkiye’de de yaşandığını gözlemliyoruz. 1970’li yılların başında, Somali, Afrika Kıtası’nın et ihtiyacının %90’ını karşılayabilen bir ülke iken, uygulamaya konulan IMF ve Dünya Bankası politikalarıyla, bugün karnını doyuramayan, korsanlığın had safhada olduğu, sefaletin arttığı bir ülke konumuna geldi. Ne acıdır ki; ülkemizde yaşanan bazı olaylar ve politikalar, bizim de Somali yolunda ilerlediğimizi gösteriyor desek, abartmış olmayız. Bugün hayvan ve hayvansal ürün ithalatı konusunda, Türkiye dünyada neredeyse, 1. olma konumuma geldi. Özellikle hayvan ithalatı noktasında, dünyada birinciyiz desek yeridir. Sık sık Avrupa Birliği’nde gündeme gelen bir noktayı, Türkiye’deki yöneticiler uygulamaya koyuyor. Türkiye’de bugün bağımsız bir veteriner işleri teşkilatı yok. Bırakın hayvancılık bakanlığını, sahaya cıkacak arkadaşların, aşı çalışmasına çıkacak arkadaşların, kurum araçlarıyla, sabahın erken saatinde saha gitme şansları yok. Yani mesai başlayacak, ondan sonra sahaya gideceksin. Kaldı ki veteriner hekimlik hizmetlerinde, günün ve saatin önemi yoktur. Bu anlamda, Avrupa’da veteriner işleri teşkilatı bağımsız iken ve Avrupa Birliği görüşmelerinde, bu şart talep edilmesine rağmen, Türkiye’de biz nedense bu yapıdan hızla kaçınıyoruz. Daha geçen yıl, bakanlığın adı Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’ydı. Şimdi gıda kalktı, orman eklendi. Tarım ve Orman Bakanlığı oldu. 

Hayvan girişi ilde, canlı hayvan girişi kontrolleri yetersiz

H.T.: Yani sürekli bir yapboz.

K.Ü.: Yani tabelası en çok değişen bakanlık desek yeridir.

H.T: Şimdi bu başka bir konuyu açıyor. Ak Parti il yöneticileri gazetemizi ziyarete geldiler. O günlerde de ilde birkaç noktada şarbon karantinası uygulanıyordu. Şarbonun daha çok il dışından kontrolsüz getirilen hayvanlar aracılığıyla, ildeki hayvanlara bulaştığını, bu nedenle il dışından gelen hayvanların sürekli denetimini yapacak kontrollerin yapılması gerektiğini belirterek, bu kontrollerin yapılıp, yapılmadığın merak ettiğimi, Ak Parti yöneticilerine aktardım ve bu kontrollerin eskiden düzenli olarak Tarım İl Müdürlüğü, Belediye ve Jandarma işbirliğiyle düzenli olarak yapıldığını vurguladım. Bunun üzerine, Tarım İl Müdürlüğü yetkilileriyle irtibat kurdular ve yakın zamanda il girişlerinde, canlı hayvan girişi kontrollerinin ayda bir kez yapılacağını öğrendiklerini söylediler. Ben tekrar kendilerine ayda bir kez yapılacak hayvan girişi kontrolleriyle, bulaşıcı hayvan hastalıklarının önlenemeyeceği görüşümü kendilerine belirttim. Hastalıkların il dışından gelen hayvanlar aracılığıyla bulaşmasını önleyemezisek bu hastalıkların yaygınlaşmasını sağlayamayız. Bu hastalıklarıla salt tedavi yapılarak başa çıkılamaz.

K.Ü.: Aynen.  Örneğin; illerde hayvancılıktaki gelişmeleri değerlendirmek üzere bir komisyon vardır. Hayvan Sağlık Zabıtası Komisyonu. Burdur gibi hayvancılığn önde olduğu bir ilde değil, tüm illerde geçerlidir bu. Ve ne yazık ki bu komusyonda veteriner hekim yok. Peki niye yok? Yeni yapılanmadan dolayı, hayvan sağlık zabıtası komisyonunda veteriner hekim üye yok. Dediğimiz hayvan hareketlerinin kontrolü olgusunda, Tarım Bakanlığı’nın yanı sıra, İçişleri Bakanlığı’nın sorumluluğu var. Jandarmadır, emniyettir, belediyedir ve Tarım Bakanlığı ortaklaşa, hayvan hareketleri kontrolü noktasında, sağlıklı bir görev dağılımı yapabilirse, dediğimiz gibi hayvan hastalıklarının önüne geçilmesi mümkün. 

Tarım ve hayvancılık yaşamın temelidir

H.T.: Artık işin can alıcı noktasına geldik. Biz; neden bu kadar büyük bir tarım alanına sahipken, tahıl, bakliyat ve meyve tohumlarını  ithal ediyoruz? Neden toprak, tohum alanında büyük imkanlara sahipken, canlı hayvan ithal ediyoruz? Niyedir bu?

K.Ü.: Tarım, hayvancılık ülkenin öz kaynaklara dayanmasının, yaşamasının temel direğidir. Sömürgeci ülkeler, bizim gibi ülkelerin öz kaynaklara dayalı olarak ayakta durmasını istemiyorlar. Dayattıklar politikalarla, tarım ve hayvancılığı çökerten uygulamaları yürürlüğe koyduruyorlar. Yıllardan beri yapılan politikalar bizi bu noktaya getirdi. Dünyada gıda üretiminde, kendi kendine yeten 7 ülkeden birisi iken, bugün dünyanın her ülkesinden canlı hayvan talep eden, et ithal eden, bir ülke konuma geldik. Niçin? Bakandan bakana, hükümetten hükümete değişen tutarsız politikalar. Aslında, ulusal bir tarım, hayvancılık politikasını hayata geçirmemiz gerekiyor. Ne yazık ki günü kurtarma adına, işte et nasıl ucuz yedirilir mantığıyla, popülist yaklaşımlarla günü kurtarmaya çalışıyoruz. Halbuki üretimi artırmamız lazım. Üretimin önündeki engelleri kaldırmamız gerekir. Bugün kırsal nüfusun %8’e indirilmesi hedefleniyor. Hızla kırsal kesim, köylerimiz boşalıyor.

Topraklarımız işlenemez hale geliyor. Özellikle son dönemde yaşanan ekonomik sıkıntılarla bu gübre fiyatlarıyla, bu yem fiyatlarıyla tarım hayvancılık yapmak, ekip dikmek çok mümkün gözükmüyor. 

Vatandaş et yemekten çekinmesin

H.T.: İlave edeceğiniz başka bir şey var mı?

K.Ü.: İlave edeceğim şarbon. Günlerden beri ülkenin gündeminde olan şarbon hastalığı konusuna ses vermekte belki biraz geciktik. Ama galiba birazda umutsuz bir vaka olarak göründüğü için bu konuyu gündeme getirmek içimden gelmedi açıkçası.

H.T.: Her şey böyle giderken.

K.Ü.: Yani. Çünkü özellikle bu son dönemde anlatacağımız bir olgu yok artık. Geçtiğimiz dönemde, Veteriner Hekimler Odası genel kuruluna katılan, milletvekili Bayram Özçelik arkadaşımıza, Bakan’la bizi bir görüştür dedik. Bakandan randevu aldı. Biz, Burdur Veteriner Hekimler Odası olarak koruyucu veteriner hekimlik anlayışının, Türkiye’de hakim kılınmasını, özellikle sayısı 9000’i bulan, sahadaki veteriner hekimlerin, koruyucu veteriner hekimlik hizmeti vermesi  gerektiğini vurguladık. Bakan samimiyetle dinledi. Etkilendiği bölümlerde olmuştu. Burdur olarak taleplerimize sıcak bakmıştı. Örneğin; Burdur’un hayvancılıkta birkaç projede pilot il olabileceğini söylemişti ama kısa süre sonra değiştiği için konu orada kaldı. Arkasından yeni bakan geldi. O da olayı daha anlamadan gitti. Şimdiki bakanda pek sektörden değil. Umarım geçmişin deneyimlerinden yararlanır. 

H.T.: Bizde öyle umuyoruz. 

K.Ü.: Şarbon haberlerinden dolayı halkımızın et tüketiminden ürkmesine gerek yok. Kurban dönemi bitmiştir. Özellikle mezbahalarda kesilen hayvanların kontrolü yapıldığı için şarbon tehlikesi yoktur. Güvenceyle yenebilir. 

H.T.: Yoksa insanlar et yemekten korkacak ve o da üreticilere zarar verecek. Çok teşekkür ederim.

K.Ü.: Ben teşekkür ederim.

 

Ögeyi Oylayın
(0 oy)

Yorum yapın