Ülkenin demokratikleşmesi için gazeteci özgürce yazabilmeli

Başkanı Ercengiz kahvaltıda, basın mensuplarıyla ayrı ayrı ilgilendi. Kahvaltı boyunca konuklarıyla sohbet etti, sorularını cevapladı. Başkan Ercengiz kahvaltıda yaptığı açıklamada;

Türkiye’deki 50-60 yıllık sektörel geçmiş tarandığında, özellikle yazılı ve görsel basının gazetecilerin elinden çıkıp, ekonomi sahibi patronların eline geçmesiyle, artık gazetecileri bir çalışan olarak gören bir anlayışın ülkede hakim olduğuna değinerek “Şimdi çalışan haklarının korunması açısından sendikal faaliyet olabilir, kültürel faaliyet olabilir. Toplumsal dayanışma ve direniş olur. Artık adını siz ne koyarsanız? Siz nasıl uygun görürseniz. Tabi ki Türkiye’de yadsınamayacak kadar büyük sektörden bahsediyoruz.” Dedi.

Bir televizyon programında haber sunucusunun, zaten çalışmayan bir gazeteci, çalışan gazeteci ayırımı yapılamayacağını,çalışmayan bir gazetecinin gazeteci olmayacağını söylediğini hatırlatarak; “ Dünyada birçok gelişme olurken haberin artık adeta sayaç gibi attığı bir dünya gündeminde gazetecinin işi haber bulma açısından belki çok kolay, ama haberi günemde tutabilmesi açısından gerçekten çok zor. Kaldı ki dünyada artık habere ulaşım özellikle internetin keşfinden sonra çokta kolaylaştı. Yazılı basının bu anlamda işi gerçekten çok zor. Bir önceki internette okuduğum bir haberi diğer gün gazetede okuduğumda sanki o haberin üzerinden bir hafta, on gün geçmiş gibi geliyor. Çünkü o kadar çok farklı yerlerde bu habere ulaşıyoruz ki bir sonraki güne o haber çoktan eskimiş oluyor. 

Gazetecilerin tutuklu olmaması, gazetecilerin özgür fikrini yazabilmesi ya da ülkede birtakım şeylerin yeniden demokratik çizgide yürütelebilmesi için basın gerçekten özgür olmalı. Basın özgürce yazabilmeli. Çünkü bizleri bir yurttaş olarak gördüğünüzde ünvanımız ne olursa olsun bizim sesimizi duyurabileceğimiz ya da bizim güvenerek yaşayabildiğimiz ve bizim sesimizin duyulmasının en büyük kanalı basındır. Bugün benim söylediklerimi yoksayan, görmezden gelen ya da görmezden getirilen bir basın oluşturulacak olursa bunu kendim için söylemiyorum. Herhangi bir yurttaş için söylüyorum. İşte tehlike o zaman başlamış demektir. Siyaset kurumu ülkeyi yönetmemelidir. Belki farklı bir şey söylüyorum ama ülkeyi sistem yönetmeli. Oturmuş bir sistem üzerinde siyasetçiler kendi görüşlerini ortaya koyabilmeli. Ama sistemler o şekilde ilerlemeli ki bizim aklımızda kalanlar sadece yapılan işler olmalı, kişiler olmamalı. 

Bir İspanya Başbakanı’nı ve Kralının kim olduğunu sorsan kendim de dahil olmak üzere % 80’imiz bilmiz bunu. Çünkü o ülkelerde belli ölçülerde sistemler oturtulmuş. Basın, siyasetçi, bürokrat kendi görevini yapıyor. Ama bizim ülkemizde malesef özellikle hain darbe girişiminden sonra ülkemizde bir savrulma yaşandı. Toparlanmaya çalışıyoruz. İnşallah kısa zamanda toparlanacağız. Tüm kurumların bu ülkeye sahip çıkması gerekir. Siyasi farklılaşmalarımız bir adım öteye gitmesi için engel değil. Yerelde de bir şeyler söylemek istiyorum.

Bugün Burdur Belediyesi’nin iştiraki olan Bimtaş’ın bir tesisindeyiz. Biz bunu yaptık. Biz görevimizi tamamladıktan sonra bizden sonraki kişiler buraları kullanacak. Amaç hizmet etmek. Bunları yaparkende milletin, yurttaşın bize emanet ettiği kaynakları doğru kullanmak gerekir. Biz bu anlamda olağanüstü gayret gösterdiğimize inanıyorum. Personel temsil ettiğim Burdur Belediyesi adına hiçbir zaman şüphem olmadı. 

Aynası iştir kişinin lafa bakılmaz

Zaman zaman tartışıyoruz. Siyasetin kendi mecrası içinde olması gerekenleri yapıyoruz. Bunlar fayet normal, gayet doğal.Üslup, dil, seviye biraz aşağıya düştüğü zaman bu vatandaşı rahatsız ediyor. Biz yatırımın her zaman yanıda olduk. Burdur Belediyesi Meclisi’ne getirilen mantıklı Burdur geleceğini ilgilendiren yatırım varsa biz bunun altına hep imza attık. Çekincelerimiz elbette olabilir. Burdur halkı bize bunun için yetki verdi. Yapılan her şey yatırım değildir. Bazı şeyler ihtiyaçtır. Bazı şeyler toplumsal gereksinimleri karşılamak için yapılır ve bu toplumsal gereksinimler karşılanırken bunu bir yatırım enstrümanı olarak görmek bence son derece yanlıştır. İyi ölçülüp, biçilip, değerlendirilmeli. 

Bakın toplu konut idaresiyle yaklaşık iki yıldır görüşmelerimizi sürdürüyoruz. Başında verdiğimiz sözün arkasında durarak bu işi buralara kadar getirdik. Eğer sözümüzü vermemiş olsaydık bugün bu koşullar oluşmamış olacaktı. 9000 metrekaresi Burdur Belediyesi’ne ait yurttaşın lehine vereceğimiz ve buradan da bir tek metrekare imalat talep etmeyeceğimizi söyledik. Bu neticede yurttaş başına 320 hak sahibine yaklaşık 10 metrekare daha konutunu büyükmüş haliyle bir konut ortaya koyduk. 

Burdur’da çok büyük bir rant yok. Rant olmadığı içinde bizim aklımızdaki büyük projelere ne Antalya’dan ne Isparta’dan ne de Ankara’dan çokta böyle talip yok.Gelenlerde biz burayı nasıl ucuza kapatırız. Biz buradan kazanılması gerekenin üstünde ne kadar kazanırız diye düşünüyor. Doğruların doğru olduğunu söyleyeceğiz. Bizim yaptğımızın yanlış bir şeyi varsa vatandaşın eleştirisine açığız. 

Halk Burdur’da bir alışveriş merkezi olmadığındn şikayetçi. Ama bugün bir alışveriş merkezinin minimal yatırım faaliyeti 100 milyonun üzerinde. Bugün 100 milyon tl yapacak yatırımcının parasının çok Burdur için aklının az olması lazım. Bu yatırımı yapabilmesi için bu yatırımın geri dönütünün en kısa sürede olması lazım. Buna uygun tek uygun olan yer Burdur Otogarı’nın hemen yanındaki 33000 metrekarelik alan. Öncede bahsettim. Buradaki hukuki süreç devam ediyor. Bilirkişi raporlarıyla Burdur Belediyesi olarak elimizi oldukça güçlendirdik. Hukuki sürecin bir an evvel btirilip yatırımcıyı buraya davet edip bir alışveriş merkezinin yapılması hem yerel halkın yararlanması hem de yol ticaretinin buna katkı vermesi hem de Burdur’a marka yatırımının yapılmasının tarafıyız. Değerli basın emekçileri bugün vesilesiyle gününüzü kutluyorum”.dedi.

 Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Kürşat Tuncel’ de kahvaltılı toplantıda yaptığı konuşmada;

“Yıl içinde pek çok etkinlikler düzenleniyor. Bu etkinliklerden iki taneside bizim basın sektörünü yakından ilgilendiren günler. Biri 24 Temmuz Basında sansürün Kaldırılması. Birisi de 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü. Şimdi ilk bakışta 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü biraz merakta uyandırıyor. Türkiye’ye özgü birgün.  57 sene önce 4 Ocak 1961’de biz gazetecileri yakından ilgilendiren ekonomik ve sosyal haklarımızı düzenleyen hakların resmi gazetede yasalaşmasıyla birlikte İstanbul’da gazete patronları hakların kendileri açısından sıkıntı yaratacağını düşünerek gazeteleri yayınlamama kararı alıyorlar. İstanbul’da 10 Ocak’ta  gazeteler  3 gün kapalıyız diye başlık atıyorlar. Bunun arkasından meslektaşlarımız biraraya gelrek 11-12-13 Ocak tarihlerinde basın gazetesi çıkararak mücadelelerine devam ediyorlar. Ogünden bu yana da Çalışan Gazeteciler Günü adı altında kutlanıyor. Bugün ise  çalışan gazeteciler günü meslek sorunlarımızın gündeme gelmesi çözüm önerilerinin tartışılması açısından da bir fırsat. Öyle görüyoruz. Medya sektörünün sorunları var. Başta teknolojik yenilenme olmak üzere nitelikli insan kaynağından internet yasasına kadar geniş yelpazede sorunlarımız var. 10 Ocak ve 24 Temmuz’da bu sorunların dile getirilmesi için bir fırsat ama aslında gazeteciliğin altın kurallarından biride söylenen sözlerin ne kadarı gerçekleşiyor. Bize düşende bu aslında. Bakalım seneye elde ettiğimiz haklarda ne kadar ilerledik ya da ne kadarını kaybettik. Malesef basın sektörü sadece olumlu anlamda değil. Geriye gidişte var. 57 yıllık süreçte ileriye mi gittik, geriye mi gittik bunun da bir muhasebesini yapmamız gerekiyor.” deyip gazetecilerin gününü kutladı.

 

Ögeyi Oylayın
(0 oy)

Yorum yapın