Tarihte kokucu gelenekte kokucu

Pazaryerlerinde, ellerindeki camekanlarla dolaşıp koku satanları yeni kuşak hiç görüp tanımadı. Bundan sonrada muhtemelen göremeyecek. . Kokucular Anadolu insanının yansımasıdır. Güzel kokma, hoş sohbet, beyit düzme kendisiyle dünyası ile barışık olma...

Araştırmacı yazar Organolog Abdurrahman Ekinci,  emekle azimle bölgenin son kokucusunu yakalayıp, okuyucularımızla buluştrmayı başardı. İnanın bizim kokucularımız, hallaçlarımız, kepenek, semer, koşum imal edenlerimiz, Avrupa’nın herhangi bir ülkesinde yaşasalar, yok olmalarına göz yumulmaz, el üstünde tutulurlardı. Abdurrahman Hocamız’ın sayesinde, yeni kuşaklar Kokucuyu tanıma, ne yaptığını öğrenme fırsatı bulacaklar.

Ortamımızda yetişmiş, oluşmuş nesnelerin yapısında bulunan (temiz-pis-güzelçirkin-hoş nahoş) oluştuğu nesneden bize ulaşan, bizde olumlu veya olumsuz duygular oluşturan etki koku olmalıdır.

Koku, burnu olan bütün canlılar tarafından algılanmaktadır. Ne var ki bazı canlılar az koku alır bazı canlılar çok daha fazla koku alırlar.

Burdur müze Müdürü Al Ekinci’nin odasındayım; tanımadığım bir bayan bir erkek gelip yanımıza oturdular. Ali Bey hemen tanıştırmak için söze başladı; beni tanıttı. Sağına dönerek Sayın hocam Prof. Dr. Refik Duru, soluna dönerek, hocam ise Prof. Dr. Gülsüm Umurtak İstanbul Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi öğretim üyeleridir. Ben hiç lafı evirip çevirmeden Sayın Hocalarım TÜBİTAK ın yayınlarından takip ettiğim kadar Almanya’da, Avusturya’da otuz bin yıllık düdükler çıkardıklarını yazıp yayınlıyorlar. Hani medeniyetin beşiği Anadolu-Suriye-Irak topraklarıdır deyip duruyorduk. Saydığım bu yerlerin herhangi birisinde bundan eski bir kanıt var ‘mıdır? 

Sayın Gülsüm Umurtak hemen söze başladı: ”Neden olmasın Irak’ta bir mezardan140 bin yıllık bulgular elde edilmiştir. Ölüyü çiçeklerle gömmüşler. Polenler bu günkü gibi duruyormuş.

Bütün çiçeklerin, bütün yiyeceklerin, kokuları bize gel gel eder. Bitkilerin çiçeklerinin kokusu bizi baştan çıkarır. Hayvanlarında kendilerine göre kokuları vardır. 

Koku, kokulu bitkilerin kabuklarından, meyvelerinden, çiçeklerinden, dallarından elde edilir. 

Akat Kralı 1. Sargos (M.Ö.2684-2630) keşif gezisinden gülfidanları ile dönmüş.

Eski Mısır’da hanımlar başlarında güzel kokulu yağlardan hazırlanmış başlıklar taşırlarmış.

Eski Türklerde Şamanlar dini törenlerinde tütsüyü çok kullanıyorlardı.

Tanrıya adanmış atları güzel kokulu sularda yıkıyorlardı.” Ayten Altıntaş

Anadolu Teke’de bahar çiçekleri ile geldiğinde, Tekeli analar başlarına çiçekler bağlar; erkekler ise yakalarına gül yada karanfil, sümbül takarlar. Güzel çiçek, güzel koku yaşamın her anında bizimledir.

Ağarmış saçlarını, büyümüş oğul ve kızlarını, torunlarını gören Yörük Türkmen analar, öbür dünyaya hazırlıklarını yapmaya başlarlar. Baharın getirdiği bahçenin gülünü, dağların safranını, sahilin mersinini kurutur bezirgândan aldığı kefenliğin içine sarar saklar. “Hangimize nasip olur bilinmez.” Derler

Hala köylerimizde bayram ve Cuma namazlarında buhur yakarak, cemaat’a gül suyu serperek camiyi gül gibi kokuturlar. Evlerde, arife ve bayram günlerinde közler üzerine buhur denen kabuklar konarak yakılır, ortam güzel kokutulur.

Çocuklar doğunca gülsuyu ile yıkanırlar. Cenaze yıkama suyuna da gül fesleğen katılarak  suyun güzel kokması sağlanır.

Güzel koku manilerde, türkülerde, efsanelerde, masallarda bizi yalnız bırakmaz. 

Güzel kokuya sahip olan çiçek, dal, kök, meyve kaynatılarak veya damıtılarak güzel kokusuna ulaşılır. Bu güzel koku bazı yağlarla karıştırılarak eski çağlarda uzun süre kullanılmıştır.

KOKUCU

Eskiden panayırlarda, bazarlarda, seyyar berber, diş çekici, destancı, çerçi, kokucu gibi esnaflar Pazar Pazar gezer işlerini yaparlardı. Her esnafın ilginç davranışları, araç ve gereçleri vardı. Bu satıcıları tanımak bulmak kolay olurdu. Özel giyimleri başörtüleri, elindeki çantası, bavulu, dillerine doladıkları mani ve türküleri ile  ben buradayım, ben varım derlerdi her zaman. Her satıcının özel davranışı vardı ama kokucular bir başka idi. Omuzunda koku sandığının ayaklığı, elinde koku sandığı, gözleri müşterinin olduğu yerdedir. Koku sandığı 40cmX35cm en boyunda, yüksekliği 30 cm olan yanları ve üstü camlı üst kapağı açılabilen küçük bir sandıktır. Bu sandığın içinde alüminyum, cam şişelere doldurulmuş çeşitli kokular bulunur. Kokucunun elinde uzun iğneli bir ejektör vardır. Küçük kokucu sandığının içinde satılan kokuları koymak için, bir, iki, üç, dört cc lik cam küçük şişeler de bulunur.

Kokucu sandığını açılıp kapanan dört ayaklı sehpasının üzerine koyar, sandığını açar. Enjektörü elindedir, enjektörün içindeki kokulu sıvıyı, toplanan insanların üzerine doğru fışkırtır. Bu arada güzel maniler, türküler söylemeye başlar. Kokucu güzel kokunun yanında aşkın, sevginin dili olmalıdır. Sözüyle, haliyle, tavrıyla, davranışıyla inandırıcı olmalıdır. 

Ya Allah, bismillah, ya rap deyip düştüm yola

Selam verdim sağa sola

Pazar Pazar gezerim

İnci boncuk dizerim

Türkiye’nin yarısını gezerim 

Var!.. Var!. Hepsi var

Hasret kavuşturan

Bayları bayanları goşturan

Hacı alır, hoca alır 

Yeni goca alır

Amiri memuru alır

Koku sevenler beni bulur

Hüseyin Öz;

Adı……………...: Hüseyin

Soy adı………..: Öz

Baba adı………: Osman

Ana adı………..: Sultan

Doğum yeri……: Acıpayam–Pınarbaşı köyü

Doğum tarihi.....: 1949

Okuma yazma..: İlk okul Mezunu

İşi………………: KOKUCU-Ben yaşayan son kokucuyum.

DERLEME HİKAYESİ

Çerçi, Nalbant, kokucu, destancı gibi geçmişte hizmet vermiş, yaşamımıza kolaylıklar katmış zanaatçıları araştırırken, ACIPAYAM Karahöyük Avşar’ından Metin Eriş sayesinde kokucu Hüseyin Öz’ün izine rastladım. Hüseyin Öz’ün Denizli’nin bir yerinde oğlunu yanında kaldığını öğrendim. Bana telefonunu da ulaştırmışlardı. Hemen telefon ettin.

-Hüseyin emmi nerelerdesin?

-Ben Denizli’de oğlanın yanındayım.

-Acıpayam Yeşilova taraflarına ne zaman gelirsin?

-Kış günü, çok zor.

-Yeşilova’da, önümüzdeki pazar günü, hava çok güzel olacak diyorlar, atla gel.

-Bakarız. Arkadaşım ayakkabıcı ustasına bağlıyım. Gelirse gelmeye çalışayım.

-Gelirsin. Gelirsin. Senin belgeselini, çekeceğim, fotoğraflarını çekeceğim. Ben önümüzdeki Yeşilova Pazarı’nda seni bekliyorum Bende Burdur’dan geleceğim. Hüseyin Öz yolları yürümüş, sabahın erinde, Yeşilova pazarında beni bekliyor. “Gelivedin mi leyn hoca? 

KAYNAKLAR

1-Prof. Dr. Ayten Altıntaş

Gül-Gülsuyu tarihteki, tedavideki ve gelenekteki yeri –Portakal basım A.Ş.-İstanbul-2009 S. 12-28-45-44

KAYNAK KİŞİLER

1-Hüseyin Öz

2-Prof.Dr. Gülsüm Umurtak

3-Prof.Dr. Refik Duru

4-Süleyman Koç  Doğanbaba köyünden emekli gardiyan

TEŞEKKÜR

Fotoğraf çekimleri ve video çekimleri sırasında koku almak için yardımlarını esirgemeyen Yeşilova’lı dostlara selam olsun.

Ögeyi Oylayın
(0 oy)

Yorum yapın