Ordunun Develeri - 5.0 out of 5 based on 1 vote

Ordunun Develeri

Araştırmacı yazar, organolog Abdurrahman Ekinci, Kurtuluş Savaşı tarihimizden kahramanlık destanını olağanüstü bir güzelikte bir araştırma ile okuyucularımıza ulaştırıyor;
"Arkadaşlar! Gidip Toros dağlarına bakınız, eğer orda bir tek Yörük çadırı görürseniz ve o çadırda bir duman tütüyorsa, şunu çok çok iyi biliniz ki bu dünyada hiçbir güç ve kuvvet asla bizi yenemez."
Mustafa Kemal Atatürk
Mustafa Kemal Atatürk'ün bu sözü üzerinde dururken yazılı kaynakları, internet sayfalarını, eş dostların ulaştığı bilgileri de göz ardı etmiyordum. Alana inmeyi en sona koymuştum.

İzmir ilinde edebiyat öğretmenliği yapan Veli Cem Özdemir bir gün hocam:" Mustafa Kemal Atatürk'ün o sözünü arkadaşlarımla paylaştım bazı arkadaşlardan çok güzel bilgiler geldi fotokopisini gönderiyorum".
"Atatürk ve Toros Yörükleri" Turgut Eken
Araştırmacı Yazar Organolog Abdurrahman Ekinci bu kes harika bir araştırmayı, Kurtuluş Savaşı Belegeleri ile okuyucularımıza ulaştırıyor
"Bu sözü Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk'e söyleten olay biz Karakoyunlular için çok anlamlı ve gurur vericidir. Şöyle ki;
Atatürk 1922yılının haziran ayı sonlarında Akşehir'de yöredeki Yörük Beylerinin katılımıyla bir toplantı düzenler. Toplantıya Anamas Çayır Yaylası'ndan Karakoyunluları temsilen Zeybeğin Ali Ağa (Ali Zeybek)katılır. (Turgut Eken)
" -Paşam şu yedi bin altın biz Karakoyunluların maddi desteği, şunlar deve katarlarım, şunlar at öreklerim, şunlarda eli ayağı tutan insanlarım. Ne taşınacaksa bunlar taşısın. Acaba? Doğru 'mudur? Güzel duygularla yanlış koyaklara götürmesin.
Hemen tarih bilim hocalarına, yazılı tarih kayıtlarına, Antalya ili Serik İlçesi Karakoyunlu köylerinde araştırmamı derinleşirdim. Öncelikle Mazhar Müfit Kansu İle Başladım devam ettim. S.D.Ü tarih hocaları, Akdeniz Üniversitesi tarih hocalarına bir bir ulaştım.
İlber ortaylı Hocamın da görüşünü aldım. Alandaydım. Serik İlçesi Karadayı köyünde idim. Zeybeğin Alinin Torunu Ziya Kuşun evindeydim
Adı.....................:Ziya
Soyadı.................:Kuş
Ana adı................:Aşe
Baba adı..............:Mehmet
Doğum tarihi ........: 1936
Okuma yazma......: İlk okul mezunu
İşi ......................: 1960 yılına kadar Yörükçülük, Çiftçilik
Aşireti.................: Karakoyunlu
Yaylası...................:Anamas Çayır yaylası
Askerden 1960 yılında geldim yörüklük bitmişti.
Antalya İli Serik ilçesi Karadayı köyünde oturuyorum, Ali Zeybeğin torunuyum. Dedem Mustafa Kemal Atatürk'e çokça bir para göndermiş Atatürk de dedemi İstiklal madalyası ile taltif etmiş.
Söz sohbet devam ederken Karakoyunluların deve katarlarına da geldi: "Hoca sana anlatayım savaş sürmektedir, öbür taraftan da büyük taarruz hazırlıkları devam emektedir. Bir taraftan da günlük ihtiyaçların giderilmesi gerekmektedir. Çayır Yaylası'na tuz, getirilecektir. Anamas'ın Çayır Yaylası'ndan Konya Tuz Gölü'ne Tuz a gidilecektir. Katarda yirmiyi aşkın deve, 50 yaşın üstünde beş altı Karakoyunlu Yörüğü, birde katarın en küçük devecisi Antalya ili Serik İlçesi Karadayı sahil yurdundan babası Çanakkale'de kalmış, erkenden hem baba, hem oğul, hem de çocuk olan Ali oğlu Abdulkerim vardır.
Abdulkerim'e Çayır yaylasında zengin bir yörük beyi kışın doğmuş bakımı büyütülmesi zor olan bir dorum vermiş. Abdulkerim ve anası yememiş yedirmişler, örtünmemiş örtmüşler doruma. Dorum iki yaşındadır ama çelimsiz, zayıftır. Tuzcu kervanı ile Abdulkerims de tuz almak için gidecektir Konya Tuz Gölüne. Abdul Kerim'in anası dorumuna havut yerine bir üstlük örer ve bir heybe örter üstüne. Küçük deve de 12 yaşındaki Abdulkerim de katardadır. Zor ve uzun bir yürüyüşten sonra Tuz Gölü'nün tuzları develere sarılır. Dönüş yolundadırlar. Çayır Yaylası'nın yolu Akşehir'e yakın bir yerden geçmektedir.
Yol gidilirde türkü tutturulmaz mı?
" Çıkın bakın, çıkın bakın Uruma
Yük sarmışlar altı aylık doruma " Yörük türküyü yeni bitirmiştir. Akşehir'e çok yaklaşılmıştır. Ordunun görevlileri kervanın önünü keserek :
-Ordunun emirleri size duyurulmadı mı?
-Hayır
-T.B.M.M. emirleri?
-Hayır!
-Başkomutan Mustafa Kemal' in emirleri?
-Duymadık emme, bize ve develerimize ihtiyacı var Kemal'in biz çadırlarımıza değil Kemal'in emir yerine gideriz.
Küçük deveci Abdulkerim'e de ordu el koymuştur. Ali oğlu Abdülkerim ve küçük devesi de cephede vatan hizmetindedir. Develeri yetmek, gütmek, bakmak silah ve mermileri yüklemek Abdülkerim'in işidir. Siperlere mermi silah yetiştirmek Abdül Kerim'in oyuncağıdır. Abdulkerim yüklü develeri siperlere doğru çekerken Mustafa Kemal tatlı bir sesle:" Çocuk develeri şimdi vurduracaksın, tepeye yukarıya doğru değil, aşağıya dereye doğru çek develeri" Mustafa Kemal'in yüz yüze emrini oracıkta almıştım.
"25 Ocak 1922: Ocak ayı içinde Batı Anadolu menzil müfettişliğine ait çeşitli kollarla Natırlı'daki 600 ton ve Polatlı'daki 490 ton cephane Sarayönü'ne taşınmaktaydı. O günkü şartlar altında en güvenilir ve verimli taşıt aracı deve idi."(Erkal 1967: 237) (1)
Mehmet Koç: Akşehir Belediyesi Kültür Yayınları Sayfa 46-22
"12 Şubat 1922: Tekalif-i Milliye emirlerine ek olarak çıkarılan bir karara göre, doğrudan doğruya ordunun hareketi ve orduya yetiştirilecek levazım eşyasının kısa zamanda ulaştırılması gereken hallere, ikmal yolu dolaylarındaki halk nakil araçlarına hükümetçe el konulması ve bunların sahiplerine ayda 100 km lik ulaştırma mükellefiyetinden fazlası için ücret ödenmesi kabul edilmiş ve uygulanmasına da başlanmıştı. Alınan bu tedbirler sonucunda halkın elinde yarar araba, deve, gibi nakil araçları hemen hemen kalmamış gibi idi. (Erkal .1967-243)(2)
Mehmet Koç: Dokuz Ay On Gün Akşehir'den Zafere Doğru, Akşehir Belediyesi Kültür Yayınları Sayfa 50-22
"Büyük taarruz için gerekli olan askeri malzeme ve tüm ihtiyaçlar "Tekalifi-i Milliye" ve harp Encümeni kararları uyarınca çoğunlukla memleketin öz kaynaklarından sağlandı. Türk Milleti adeta yarışırcasına ordusunu teçhis etti."(Mehmet koç)(3)
Mehmet Koç: Dokuz Ay On Gün Akşehir'den Zafere Doğru, Akşehir Belediyesi Kültür Yayınları Sayfa 19-22
"Mart ayı içinde Eğirdir'de yeniden bir cephane deposu açılmıştı. Polatlı- Sarayönü arasında 900deve ile günde 22 ton cephane taşınmaktaydı."(Erkal-1967.248) (4)
Erkal: 1967-248
Ali oğlu Abdulkerim anasının dokuduğu çakşır (potur) çepkenle askerliğine devam ediyordu. Abdulkerim küçüktü ama 15-20 deveyi çekip çeviriyordu. Abdulkerimin aklından hep asker elbisesi geçiyordu ama olmayan elbise giyilmezdi ki.
Afyon'a doğru yürüyen ordumuzun yaşadıkları.
Adı....................:Omar (Ömer)
Soyadı................:Harmanda
Baba adı.............:Alim
Doğum yeri ........:Anbarcık Köyü
Doğumtarihi.........:1315
Unvanı................:Çavuş-Kurtuluş savaşı gazisi
"Üstümüzde yok, başımızda yok. Ayaklarımızda çarıklarımız eskidi. Menevreklerimizi (çakşırlarımızı)meşeler, çalılar alıp götürdü; çıplaktık, açıktık ama azimliydik. Zafere, zafere yürüyor, bakıyorduk. Atlar, katırlar, camızlar ağır topları çekiyordu. Bizler geceleri yürüyor gündüzleri çalılıklarda ağaç altlarında yatıyorduk. Ekmek yemek yok . Bütün yiyecekler burnumuzda tütüyordu. Ordumuz katırlara, atlara güçten düşmemeleri için bakla, arpa veriyorlardı. Atların katırların sindiremediği dışarıya attığı bakla ve arpaları toplayıp, yıkayıp, ya da yıkamadan bizler yiyorduk. Taze otlar, ot tohumları, ot kökleri de yiyeceklerimiz arasında idi.(Dugulunun Omar Çavuş)
Küçük Abdulkerim görevini başındaydı. Gün oluyor develerini ovada, günlüyor yokuşta gün oluyor bel aşıyordu. Hiç, Çayır yaylasındaki anasını, çadırını, arkadaşlarını aklına getirmemeye çalışıyordu. Arada bir sarı keçinin gabaş sakar oğlağı gözünün önüne gelip dikiliyordu. Nerde olduğunu, nerden, nereye gittiğini de bilmiyordu. Durmadan mermi silah taşıyordu. Gece, gündüz, çalı içlerinde ağaç altlarında develeri doyuruyordu. Yollar çok kalabalıktı; Yaylı arabalar, kağnılar, katırlar, yüklü beygirler, eşekler, camızlar, öküzler her asker, her köylü iş başındaydı. Ama en çok Ali Oğlu Abdulkerim ilgi çekiyordu.
"Yollarda kervanlara rastlıyorduk. Bu kervanların uzunluları bir kilometreyi aşıyordu. Uzun iplerle birbirlerine bağlı ve mermi dolu küfeler taşıyan develer ağır ağır yürüyorlardı. Mustafa Kemal Paşa Aralova dönerek: İşte bizim askeri taşıtlarımız, Yunanlıların tam tersi... İngilizler onları gerekli olan bütün askeri araçlar ile donatıyorlar. Ama yine de biz onları yeniyoruz ve yeneceğiz " dedi.(Mehmet Koç-31) (5)
Mehmet Koç- Atatürk Akşehirde, "Mustafa Kemal Atatürk" Sayfa- 30-31
Abdulkerim de küçük devesi de gün gün büyüyor güçleniyorlardı. Abdul'ün küçük devesi diğer katarın arkasından, Abdül'ün önünden gidiyordu. Gece yürüyüşlerinde Abdülkerim uyukluyordu. Uyumamak için kolunu küçük devesinin kuyruğuna bağlıyor uyanık duruyordu.
Gündüzleri develer çalı, diken, meşe dalları yiyor karınlarına doyuruyorlardı. Abdulkerim, bizde yesek meşe yapraklarını, otları, acıkmasak olmaz mı diye, ara sıra açlığa kızıyordu.
"Kısa bir görüşmeden sonra 26 ağustos 1922 sabahı, düşmana taarruz için cephe komutanına emir verdim. "(N.11-1982-673) "Mustafa Kemal Atatürk"
"Komutanlar işe koyuldular. Saldırımız hem stratejik hem de bir taktik baskını biçiminde yapılacaktı. Bunun gerçekleşebilmesi için de, yığınağın ve düzenlemenin gizli kalmasına önem vermek gerekiyordu. Bundan ötürü her türlü hareket gece yapılacak, birlikler gündüzleri köylerde ve ağaçlık lar altında dinleneceklerdi "(Konyalı 1945-718)
Abdulkerim ve küçük devesi de yollardaydı. Küçük devesi ile birlikte 12 deveyi de yönetiyordu. Hiç sormadı nereye gidiyoruz? Ne zaman varırız? Uzak mı, yakın mı? Gün kaç kere daha doğup batacaktı. Bir şeylerin yakın olduğunu seziyordu.
Ortalık asker kaynıyor; ses çıkaran kağnılar yağlanıyor, eşeklerin ağızları bağlanıyordu. Sessiz yürüyen katırlar, camızlar, öküzler, develer ileri ileri gidiyorlardı. Bize de emir geldi: "yüklerinizi indirin. Benim develerin küfesinde silahların olduğunu biliyordum. Silahlar bir bir askerlere verildi. Benimde içimden bir silah alıp koşmak geçiyordu ama silahın boyu benim boyumdan uzundu.
Kulaklarımda çınlıyordu Mustafa Kemal'in: "Çocuk develeri vurduracaksın, dereden çek." Biz derelerde, belenenin, zor anlarını geçirmeye başlamıştık. Kulaklarımız sesteydi. Birden toplar gümlemeye sesler sadalar yükselmeye başladı. İleri ileri emirlerini duyuyordum. Top sesleri, mitralyöz sesleri, piyade tüfeği sesleri git gide uzaklaşıyordu.
"30 Ağustos1922 imiş tarih; Bir atlı Kurtuluş Savaşının hazırlandığı, planlandığı taktik ve stratejinin uygulandığı, savaşın kazanıldığını, Akşehir'e yel gibi, Hızır gibi, pir gibi Mustafa Kemalin askeri gibi : "Savaşı biz kazandık. Zafer bizim. İzmir'e doğru gidiyoruz. "diye bağırarak dağlara, denizlere ve suya, ota, ovaya, göğün yedi kat üstü ve Akşehirli de duyuyordu. (Akşehirli Mustafa Erkin'in anısı)
Geride kalan subaylar bizleri toplayarak: "Savaş bitti evlerinize dönün "dediler. Ben küçük devemin çilbirini elimden bırakmıyordum. Bu deve benim. Subayın birisi "oğlum bu deve ordunun malıdır. Bırak deveyi." Bu deveyi bırakmam bu deveyi bana Zeybek Emmim verdi. Devemi vermezseniz bende devemle kalırım. Biraz sonra birkaç subay bir araya geldiler, konuştular tartıştılar. Büyük rütbeli subay emir verdi. " Küçük deveyi hafifçe yaralayın ve rapor tutun, yaralıdır, orduya yaramaz deyin sonrada sahibine veriniz. Ali Oğlu Abdülkerim devesini çekerek Anamas'ın Çayır yaylasının yolunu tuttu
KAYNAKLAR
1-Akşehirli Mustafa Erkin'in anısı
2- Turgut Eken (İnternet Sayfası)
3- Mehmet Koç: Akşehir Belediyesi Kültür Yayınları
4- Mehmet Koç: Dokuz Ay On Gün Akşehir'den Zafere Doğru, Akşehir Belediyesi Kültür Yayınları
5- Mehmet Koç- Atatürk Akşehirde, "Mustafa Kemal Atatürk" Sayfa- 30-31
KAYNAK KİŞİLER
Ziya Kuş (Antalya İli ,Serik İlçesi ,Karadayı Köyü ,1936 Doğumlu)
Mustafa Kuş (Antalya İli, Serik İlçesi, Yörük Derneği Başkanı)
Dugurlunun Omar Çavuş (Harmanda 1915 Çavdır İlçesi, Ambarcık Köyünden)

Ögeyi Oylayın
(1 Oylayın)

Yorum yapın