Haberler - Burdur Gazetesi | Burdur Haberleri, Burdur Haber

Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz, BEKAP Kitap fuarının açılışında yaptığı konuşmada, “Eksiklerin sebebi eğitimdir. Eksikleri giderecek olan da eğitimdir. Ekmek gibi su gibi önemlidir.” diyerek, eğitimin önemine vurgu yaptı.

 

Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz, bir dizi programa katılmak için geldiği Bucak’ta Kaymakamlığı ziyaret edip BEKAP Kitap fuarının açılışını yaptı. Programın devamında ise Afrin’de şehit olan Bucaklı asker Muhittin Talha Çalışkan’ın ailesini ziyaret edip, şehidin adının verildiği Anadolu İmamhatip Lisesinin açılışını yaptı. Milli Eğitim Bakanı Yılmaz’a programı boyunca Vali Şerif Yılmaz, Milletvekilleri Reşat Petek ve Bayram Özçelik’le birlikte Akdeniz Üniversitesi Rektörü Mustafa Ünal, Bucak Kaymakamı Yalçın Sezgin, Emniyet Müdürü Arif Çankal ve Ak Parti İl Başkanı Volkan Mengi eşlik etti.

Basına kapalı geçen Kaymakamlık ziyaretinin ardından Bucak’ta Eğitimde Kaliteyi Artırma Projesi(BEKAP) Kitap Fuarının Bucak Cumhuriyet Meydanı’ndaki açılışa katılan Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz, halk oyunları gösterisiyle karşılandı. Konuşmaların ardından Bakan Yılmaz fuar alanını gezdi. 

Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz, “dünyayı yöneten kalem, mürekkep ve kitaptır. Okumadığın Kitap senin değildir, okursanız Kitap yazarın değil sizindir. Bu insanların temel kültüründe ‘Oku’ var. Mevlana’nın meslevisinde ‘dinle’ der. Okuyacağız, dinleyeceğiz ve kendimizi geliştireceğiz. Fuar bir eğitim faaliyetidir. Bu program eğitimde kaliteyi artıracaktır. Eğitimde marka Kentlerin arasında ilk 5’in içinde Burdur var. Tıptan coğrafyaya, edebiyattan musikiye çok zengin bir geçmişimiz var, sanatsal temellerimiz var. Bunu gençlerimize gelecek nesillere aktarmalıyız, öğretmeliyiz.”deyip, 

Eğitime yapılan yatırımı, en önemli yatırım olarak gördüklerini söyledi.

Milli Eğitim Bakanı iİsmet Yılmaz, BEKAP Kitap fuarının açılışında yaptığı konuşmada, “Eğitim ekmek gibi su gibi ihtiyaçtır.  Demokrasiyi güçlendireceğiz eğitim şart, ülkemizi kalkındıracağız eğitim şart. En büyük hizmetler eğitimdedir.” diyerek, eğitimin önemine vurgu yaptı.

Vali Şerif Yılmaz, Kitap fuarının açılışında yaptığı konuşmada, projenin hızla devam ettiğini ve Mayıs’ta tamamlanacağını söyleyip emeği geçen herkese teşekkür etti. Projenin tamamlanmasına rağmen oluşturduğu zemin ve alışkanlıkların süreceğini belirten Vali Yılmaz, “Türkiye’de ikili eğitimi bitiren öncü illerden birisiyiz. Derslik başına düşen öğrenci sayısı Türkiye ortalamasının altındadır. Burdur eğitimde Türkiye’ye örnek olan illerden birisidir.”dedi. 

Konuşmasında katılımcıları selamlayıp BEKAP’ın ocak ayından beri hızla devam ettiğini dile getiren Milletvekili Reşat Petek, “Pek çok alanda ilçemiz ismi anılan önemli bir noktada. Okullarımızın bir çoğu hayırseverlerin isimleriyle dolu. Bucak fedakarca eğitime destek olan hayırseverlerle dolu.”dedi.

Milletvekili Bayram Özçelik, “Gerçekten eğitim kenti Burdur’umuzun ve Bucak’ımızın bu kaliteyi devam ettirmesini diliyorum. Bu kalitenin bu noktaya ulaşması için emek veren herkese teşekkür ediyorum.” Deyip, okumanın önemine vurgu yaptı.

Bucak Kaymakamı/Belediye Başkan Vekili Yalçın Sezgin, “Bu kültür hareketi bir ihtiyaçtan oluşmuştur. Okumak ihtiyaçtır. Güçlü ve çağdaş Türkiye için gençlerin ve ailelerin bu konuda gelişmesini görev bildik.”dedi.

“Bucak bu yıl çok Kitap okuyacak” sloganıyla organize edilen BEKAP Kitap Fuarının açılışına “7 güzel adam” olarak adlandırılan isimlerden birisi Rasim Özdenören’de katıldı.

Yazar Rasim Özdenören konuşmasında, “Kitapevlerinin olmadığı bir dönemden Kitap fuarlarının organize edildiği durumlara geldik. Bu organizasyonları yapmak kolay değil. Bu fuarların açılması bizler için iftihar vesilesi oluyor. Kitap bize okumayı getirir. Okuma yalnızca alfabeyi okuma değil, doğayı okuma, insanı okumadır.”dedi.

Bahtiyar Turan

Ögeyi Oylayın
(0 oy)

Burdur Gölü kenarında şiddetli rüzgar ve toz bulutu etkili oldu.

Geçtigimiz Cuma  akşamından bu yana yaşamı olumsuz etkileyen şiddetli rüzgar Burdur Gölü kenarında toz bulutu kütleleri oluşmasına neden oldu.

Birkaç gün öncesine kadar sıcaklık günlerin etkili olduğu kentimizde dün akşam saatlerinden itibaren rüzgarlı hava kendisini gösterdi.

21 Nisan tarihinde Burdur Gölü kenarında oluşan toz bulutları göl kenarından şehir merkezine doğru sürükleniyor. 

Burdur Gölü kenarından esen rüzgar, gölün kenarındaki tozları  Burdur’a doğru sürüklüyor. Oluşan toz kütleleri nedeniyle bulutları görmek zorlaşıyor. Burdur Gölü kenarındaki tozlaşma rüzgarlı havanın etkisiyle birlikte kansorejen maddelerin yükselerek havada tanecikler halinde insanalara ulaşmasına neden oluyor.

Ögeyi Oylayın
(0 oy)

Serenler Otel’de Burdur ev sahipliğinde düzenlenen Tarihi Kentler Birliği Bölge Toplantısının açılış programı yapıldı.

Ögeyi Oylayın
(0 oy)

Valilik ve Makü öncülüğünde yapılan Çocuk, Riskler ve Koruma Çalıştayı içerisinde basın mensuplarına yönelik  Çocuğa Duyarlı Habercilik Anlayışı konferansı düzenlendi. Yerel basında yer alan gazetecilerin katılımıyla gerçekleşen konferansta, Çocuk Hakları ve çocuk haberlerinin nasıl yapılacağı hakkında bilgi verildi. Çocukların bizim için ne kadar değerli olduğu ve çocukların kendilerini ifade edebilecekleri bir köşe ayrılması, çocuklarla ilgili konuların ele alınacağı ve çocukların hazırladığı özel sayılar yayınlanması konuları üzerinde duruldu.

Çocuk hakları hakkında basın mensuplarını bilgilendiren MAKÜ Sosyal Hizmet Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Umut Yanardağ Burdur’da basın mensuplarına, Çocuğa Duyarlı Habercilik Anlayışıyla ilgili sunum yaptı. 

MAKÜ Sosyal Hizmet Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Umut Yanardağ,çocukların haberlerde yer alma şekillerindeki yanlışlara değinerek, çocukların ülkenin gelecekteki refahının taşıyıcısı olarak kullanılması, kurtarılan mağdurlar olarak gösterilmesi, mağdur rolünde kullanılması  ve mağdur çocuk olarak gösterilmesi ile haberlerin daha dikkat çekici hale getirilmeye çalışıldığını vurguladı.

MAKÜ Sosyal Hizmet Bölümü Umut Yanardağ Dr. Öğretim Üyesi Umut Yanardağ sunumunda, UNICEF Çocuk Hakları Hakları hakkında ise bir çocuğun olumsuz karşılıklara hatta ek fiziksel veya psikolojik zarara, yaşam boyu istismara, yerel toplumun ayrımcılığına veya toplum dışına itilmesine yol açacak sınıflandırılmalardan kaçınılması gerektiği, çocuğun hikayesi için daima doğru bir bağlam oluşturulması gerektiği, zarar görme ya da intikam riski bulunan bazı durumlarda çocukların kimliklerinin değiştirilmesi gerektiği, çocukların söylediklerinin doğruluğunu ya da başka çocuklardan veya yetişkinlerden teyit edilmesi gerektiği ve bir çocuğun risk altında olup olmadığından şüphe duyulduğunda, olayın haber değeri ne kadar yüksek olursa olsun, tek bir çocukla ilgili haber yaparak çocuğu deşifre etmektense, çocukların genel durumuyla ilgili haber yapılması gerektiği ilkelerini hatırlattı.

Unicef’in mülakat yapmaya dair ilkelerinde yer alan maddelerden söz eden MAKÜ Sosyal Hizmet Bölümü Umut Yanardağ ,hiçbir çocuğu zarar verilmemesi gerektiği, çocuğu tehlikeye atan, yaşadığı üzüntüsünü tekrar canlandıracak tavır ve yorumlamalardan kaçınılması gerektiği, mülakat yapılacak  çocukların seçiminde cinsiyet, din, di, ırk fiziksel yetenekleri nedeniyle ayrımcılık yapılmaması ve çocukların kendi geçmişlerinin bir parçası olmayan bir hikayeyi anlatmaları halinde bu aktarımın kullanılmaması, mülakatın ne amaçla kullanacağının çocuklara açıklanması, her türlü fotoğraf ve video çekimi için çocukların velilerinden izin alınması gerektiği konularında görüşlerini dile getiren MAKÜ Sosyal Hizmet Bölümü Öğretim Üyesi Umut Yanardağ, mülakattan sonrasında neler yapılması gerektiği hakkında yaptığı açıklamada;  ayırdıkları zaman için çocuklara  teşekkür edilmesi, soru sormak istedikleri herhangi bir konu olup olmadığının sorulup, , makalenin nerede kullanılacağı hakkında bilgi verilmesi,  yazılmasını istemedikleri bölümlerin olup olmadığının sorulması, isimlerin gizlenmesi, gerektiği konuları üzerinde durdu. 

Televizyonlarda ya da gazetelerde yer alan çocuk haberlerini yaparken çok daha dikkatli olunması gerektiğini ifade edip, çocuklar arasında Suriyeli yada Iraklı gibi ayrımcılık yapılmaması ve sırf tıklanmak için haber yapılmaması gerektiğini, verilen örneklerle somut şekilde gösterdi.

Hatice Dursun

Ögeyi Oylayın
(0 oy)

Burdur’da, 15 Nisan 2018 tarihinde yapılan Burdur Ticaret Borsası (BTB) Meclis Seçiminin ardından, organ seçimlerinin ikinci aşaması olan yönetim kurulu üyeleri, disiplin kurulu üyeleri  ve TOBB delegeliği seçimi için sandık başına gitti. Yapılan oylamanın ardından Hikmet Çangır Meclis Başkanlığına, Veteriner Hekim Ömer Faruk Gündüzalp, yönetim kurulu başkanlığına seçildi. 

Burdur Ticaret Borsası Meclis Salonu’nda yapılan seçimde, Merkez İlçe Seçim Kurulu Başkanlığı tarafından yönetim kurulu, disiplin kurulu ve TOBB delegeliği için 1 sandık kuruldu. 20 Nisan 2018 günü meclise seçilen 14 üye “hayırlı olsun” dileğinde bulunarak oy kullandı. Ömer Faruk Gündüzalp BTB Yönetim Kurulu Başkanı seçilirken, Kahraman Arlı, Adnan Yanıkara, Niyazi Boz ve Cengiz Gürcan yönetim kurulu asil üyesi olarak seçildi. 

Yönetim kurulu yedek üyeliğine Ramazan Çakır, Süleyman Candan, Halil Aygün, Abdullah Tezcan Seçildi. Sandıktan Ömer Faruk Gündüzalp ve Süleyman Candan Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Genel Kurul Delegesi çıkarken, TOBB Genel Kurul Yedek Delegeliğine Halil Aygün seçildi. 

Burdur Ticaret Borsası Disiplin Kurulu asil üyeliklerine sandıktan Yavuz Özdoğan, Halil Candan Memduh Yıldız, İbrahim Çalışkan Bekir Özyurt ve Kazım Özdemir seçilirken, Disiplin Kurulu Yedek Üyeliklerine Kemal Yüksel, S. Soner Demir, Ali Rıza Kalabalık, Coşkun Çelik, Musa Korkmaz ve Mustafa Külür çıktı. 

Burdur Ticaret Borsası Meclis Başkanlığına ise Hikmet Çangır, Meclis Başkan Yardımcılığına Nihat Eren ve Onur Akay, Meclis Katip Üyeliğine İsa Yalçın Seçildi. Ramazan Çakır, Halil Aygün, Süleyman Candan, Abdullah Tezcan ve Suat Atalay ile birlikte 14 kişiden oluşan Burdur Ticaret Borsası Meclisi belirlenmiş oldu. 

Burdur Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Faruk Gündüzalp, yönetim, meclis ve TOBB Genel Kurul Delegeliği seçimlerini tamamladıklarını belirterek, “Üyelerimizin seçtiği meclis üyelerimiz, bugünkü seçimde yönetim kurulu ve meclisimize 4 yıllığına görev verdi. Ayrıca disiplin kurulu ve TOBB delegelerimiz belirlendi. Ben, başta üyelerimiz olmak üzere, meclis üyelerimize ve bize destek veren herkese teşekkür ediyorum” dedi.

 Bundan sonra daha fazla çalışmaya ihtiyaç olduğunu vurgulayan Borsa Başkanı Ömer Faruk Gündüzalp, “Fark yaratıcı çalışma ve projelerimizle gerek ülkemiz, gerek kentimiz, gerek tarım ve hayvancılık sektörümüz için daha fazla çalışmaya devam edeceğiz. Hedefimiz Borsa’yı bir adım daha ileri götürmek. Çünkü bizim daha çok çalışmaya, daha çok üretmeye ihtiyacımız var” dedi.

Ögeyi Oylayın
(0 oy)

Şehir merkezinde düzenlenen operasyonla, FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün gaybubet evi olarak kullandığı iki evde haklarında yakalama kararı verilmiş örgüt mensuplarının da bulunduğu 6 kişi yakalanarak gözaltına alındı.

Cumhuriyet Başsavcısı Mehmet Nadir Yağcı konuya ilişkin yaptığı yazılı açıklamada;

 Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde Burdur Emniyet Müdürlüğü KOM Şube Müdürlüğü personelince yapılan takip ve araştırmalar sonucunda, Burdur İl Merkezinde FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün gaybubet evi olarak kullandığı iki evin tespit edildiği, söz konusu evlere 20/04/2018 günü sabah erken saatlerde yapılan eş zamanlı operasyonda, aralarında çeşitli illerden haklarında yakalama kararı verilmiş örgüt mensuplarının da bulunduğu 6 kişinin yakalanarak gözaltına alındığı bilgisi verdi.

Söz konusu şüphelilerin üçünün üzerinde başkaları adına düzenlenmiş sahte kimlikler ve saklandıkları evlerde yapılan aramalarda da kapalı zarf içinde çeşitli miktarlarda altın, Türk Lirası ve döviz ele geçirildiğini, konu ile ilgili soruşturmanın devam ettiğini belirtti.

Ögeyi Oylayın
(0 oy)

Eğitim İş tarafından gerçekleştirilen çelenk koyma eyleminden sonra yapılan açıklamada;

Ülkede, eğitimin gericileştirildiği, piyasacılaştırıldığı, başarı oranının giderek düştüğü, müfredat ve sınav sistemlerinin yapboza döndüğü, dünya eğitim kalitesi standartlarına kıyasla sürekli geriye gittiğinin gün gibi açık olduğu dile getirilerek, Öğretmenlik mesleğinin itibarsızlaştırılmasına Eğitim-İş olarak   asla geçit vermeyeceği vurgulandı;

 

Hepinizin bildiği gibi, Milli Eğitim Bakanlığı öğretmenler için performans taslağı yayınlamıştır. MEB performans sistemi ile ülkemizin geleceği olan yavrularımızı eğiten, şekillendiren, yarınların mimarı olan biz öğretmenleri baskı altına almayı amaçlamaktadır.

Dünyanın hiçbir ülkesinde benzeri görülmeyen bu sistemde, eğitimcilerin uzmanlık kariyerleri uzman olmayanlar tarafından değerlendirilmek istenmektedir.

Bu uygulamayla;

· Öğretmen ve öğrencisi arasına, birbirlerinin notlarına karşılıklı ihtiyaç duymaktan ötürü, bir çıkar ilişkisi oluşturulmaya çalışılmaktadır.

· Öğretmenlerin birbirine not verecek olması da, kişisel husumetlerin ya da görüş ayrılıklarının bir şekilde kariyerlere yansımasına yol açacak, okullarda çalışma barışını bozacaktır.

· Bildiğiniz üzere yanlış eğitim politikaları ve yöneticilerin hadsiz söylemleriyle son yıllarda öğretmenlik mesleğinin itibarı zedelenmiş, eğitimcilerin maruz kaldığı adli ve idari saldırılar sosyal medyayı ve gazetelerin 3. sayfalarını kaplar hale gelmiştir. Bu sistemle birlikte, öğretmenlik meslek onuru, tamamen ayaklar altına alınmaya çalışılmaktadır.

Her şeyden önce; bir eğitimcinin performansını, o alanın uzmanı olmayan kişilerin notlarıyla ölçmeye çalışmanın bilimsel ve akademik hiçbir gerçekliği yoktur.

 HUKUKİ MÜCADELEMİZ SÜRÜYOR

MEB tarafından 2016 yılında devreye sokulan ve Eğitim-İş olarak dava konusu da yaptığımız, performans değerlendirme sistemi, öğretmenlik mesleğini değersizleştirmenin geldiği noktayı göstermektedir.

Her konuda olduğu gibi MEB, bu önemli aşamada da eğitimin paydaşları olan bizlere fikir sormaya lütfetmemiş ve hatta itirazlarımıza kulak kapatmıştır.

Türkiye’de eğitimde yaşanan sorunların nedeni öğretmenlerin performansları değildir. Öğretmen eğitimin temelidir ancak öncelikli olan eğitime yaklaşım anlayışının ulusal olması, siyasi değil milli hedeflerin ön plana çıkarılmasıdır.

Eğitimin cevheri olan öğretmenlere kıymet vermeyen bir anlayışın, başarılı ve çağdaş bir eğitim sistemi getirme ihtimali yoktur. Performans sistemi kaldırılıncaya kadar devam ettireceğimiz eylemlerimize, bu haklı, meşru ve demokratik başkaldırımıza, sendikalı-sendikasız tüm öğretmenlerimizi destek vermeye çağırıyoruz.

Eğitim sisteminin veriminden memnun olmayan MEB, eğitimcilerden önce dönüp kendi performansına bakmalıdır.

MEB’E PERFORMANS NOTUMUZ: SIFIR!

Ülkemizde, eğitimin gericileştirildiği, piyasacılaştırıldığı, başarı oranının giderek düştüğü, müfredat ve sınav sistemlerinin yapboza döndüğü, dünya eğitim kalitesi standartlarına kıyasla sürekli geriye gittiği gün gibi açıktır. Ve bizim böylesi bir Milli Eğitim Bakanlığı’na vereceğimiz performans notu sıfırdır!

Bugün buraya koyacağımız siyah çelenk, bu sıfırın vurgusu ve MEB’in karanlık yüzüdür!

Bu çelenk, mesleğimizin onurumuz olduğunun ve onurumuzu da asla çiğnetmeyeceğimizin göstergesidir!

Bu çelenk, müfredattan da çıkarsalar, ulusal bayramların törenlerinden de silseler, hatıralardan koparmaya da çalışsalar Başöğretmen Mustafa Kemal Atatürk’ün ilkeleri ışığında laik, bilimsel, çağdaş, parasız eğitim için mücadele edecek eğitim neferlerinin her zaman olacağının, Eğitim-İş’in dimdik duracağının ilanıdır.

Bu çelenk, öğretmen hareketinin efsanevi lideri Fakir Baykurt’un, ilke edindiğimiz o sözüdür: “Öğretmen yalvarmaz, öğretmen boyun eğmez, öğretmen el açmaz, ÖĞRETMEN DERS VERİR!”

Bir kez daha haykırıyoruz ki,

Öğretmenlik mesleğinin itibarsızlaştırılmasına Eğitim-İş asla geçit vermeyecektir!

Ögeyi Oylayın
(0 oy)

Erken seçim kararı ile sandığa gidilecek. Danışıklı dövüş tablosu ile önce Bahçeli’nin, sonra, Erdoğan’ın yaptığı erken seçim açıklamaları ile basında, sosyal medyada, televizyonlarda konu en üst perdeden ve en yüksek düzeyde tartışılmaya başlandı!

Peki ya sokak?

Erken seçim sokağın umurunda mı?

Televizyonlarda erken seçime gidileceği haberleri verilirken, sokaktaki insan, şöyle bir kulak verir!  Bakar ki; kendisini ilgilendiren bir şey yok, geçip gider.

Sorsan, erken seçimle ülkede ne değişeceğini bilmez.

Başkanlık, parlamenter sistem nedir? Biz hangi sistemle yönetiliyoruz? seçimden sonra gelecek sistem nedir? diye bir sor hele;

Alacağın cevaplarla; yazsan, ortaya bir komedi, bir orta oyunu malzemesi çıkar.

Ülkenin gerçeği işte bu!

Televizyonlar, internet siteleri, gazeteler üzerinden bakıldığında, sanırsınız ki çağ atlamaktayız. Ülke insanı, ülke, hatta dünya sorunlarına öyle bir duyarlı öyle bir duyarlı ki; sanırsınız her eve birkaç günlük gazete girmekte, herkes basılan en son kitapları alıp okuma yarışında!

Değil! Öyle değil!

Ülkede herşey  azınlıkta bir kesimin etrafında dönüyor. Gazete okuyanlar onlar, sosyal medyada onlar, televizyonlarda vur patlasın çal oynasın programlarını değil, tartışma haber programlarını izleyenler de onlar. Ülkenin geçmişini unutmayan, geleceğinden kaygı duyanlar da onlar;

Kurtuluş Savaşı’nda, düşman Ankara’ya dayanmış iken, Mustafa Kemal  tarlasında bir sıska öküzle ve bir eşeği koştuğu karasabanla, tarlasını sürmeye çalışan köylüye sorar;

Ağa düşman Ankara üzerine yürürken, sen burada ne yapıyorsun?  Vatan tehlikede. Niye düşmana karşı savaşa girmezsin?

Bey! Bey! Benim vatanım işte bu tarla! babam, amcalarım, kardeşlerim hep savaşlarda, cephelerde kaldılar. Şimdi onların dulları, çocukları işte benim bu tarladan çıkaracağım mahsüle bakarlar. Düşman ne zaman bu tarlaya gelip dayanırsa, ben işte o zaman çift sürmeyi bırakır, düşmanın önüne çıkarım!

Aradan geçen onca yıla, onca yaşanana rağmen, bu ülke seçmeninin, sen de %40’ı ben diyeyim %50’si, hala Kurtuluş Savaşı verilirken, tarlasını ekme derdindeki köylünün rolünde, kafasındadır!

Bu insanlarımız için, siyasal sistem, iç, dış politika, ekonomi, kriz, seçim, erken seçim; eğer doğrudan  kendi hanesine çıkar, fayda sağlayacaksa, kendi kesesine, cüzdanına birşeyler  katacaksa, o zaman bir şey ifade eder! Erken seçim, baskın seçim diyenlere, o zaman dönüp bakar. Kendisine doğrudan etkisi olmayan, olmayacak şeylere soğuk, kayıtsız ilgisizdir. Ama her seçimde de, iktidarları seçen, partileri iktidara taşıyan, belirleyici olanlarda yine  onlardır.

Onlar; anketlere, tahminlere taş çıkartan bir öngörü ve sezgiyle, kazanması muhtemel olan partiyi bilir, seçerler, ona verirler  oylarını.  Onlar;  kazanan, kazanacak tarafta olmak isterler her zaman ve daima güçlüden yanadırlar.

Dertleri;  tencere kaynasın, çorba pişsin! 

Haa birde, o parti, bu parti değildir onlar için önemli olan. Huzurdan, kendisine dokunmayan yılanın bin yıl yaşamasından yanadır onlar!

Fayda, çıkar kokusunu erkenden alarak, belirledikleri partileri sandıktan çıkarıp, iktidara getirenler de onlardır.

Ayakkabı kutularına doldurduğu, para kasalarına yığdığı paraları saymaktan yorulup, hem ülkeyi bitirmiş, hem de kendi  siyasi ömrünü tüketmiş!   Vede artık onların hanesine, kesesine  bir faydaları  olmayacak iktidarlara, engin tecrübeleri ile ömür biçenlerde yine  onlardır!

Nazım Usta’nın dediği gibi;

Onlar ki toprakta karınca,

suda balık, 

havada kuşkadar

çokturlar; 

korkak, 

cesur, 

câhil, 

hakîm 

ve çocukturlar 

ve kahreden                  

yaratan onlardır, 

destânımızda yalnız onların mâceraları vardır.

 

Ögeyi Oylayın
(0 oy)

Belediye Başkanı Ali Orkun Ercengiz, kurak geçen kış döneminin ardından Burdur’daki su kaynaklarında ciddi problemler olduğunu belirtip vatandaşların suyu ekonomik kullanması gerektiğini vurguladı. Kış bitmeden barajlarda suyun bittiğini söyleyen Başkan Ercengiz, önümüzdeki yıllarda yağışların düzene girmemesi halinde sıkıntıların artacağı sinyalini verdi.

Ögeyi Oylayın
(0 oy)

Dr. Kayhan Yalçı’nın Burdur Belediyesi arıtma tesisinde YM uygulayarak su kalitesinin iyileştirilmesi ve kötü kokuların giderimi, atık su arıtma tesisinde kullanılacak YM’nin Burdur Gölü’re etkileri , Göl çekildikçe kenarında açığa çıkan tuzlu toprakların rehabilitasyonu ve tarıma kazandırılması konularında yaptığı çalışmayı yayınlıyoruz;

Ögeyi Oylayın
(0 oy)

Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz, bir dizi ziyaretlerde bulunmak, toplantılar yapmak, açılış ve çeşitli programlara katılmak için yarın Bucak’ta olacak. Bakan Yılmaz’ın Bucak’taki programının ardından Burdur’a gelecek.

Ögeyi Oylayın
(0 oy)

AK Parti Gölhisar Teşkilatı tarafından Gölhisar İlçesinde 15 Temmuz Şehitleri Hatıra Ormanı oluşturulduğu açıklandı;

Ögeyi Oylayın
(0 oy)

Okeyli toplum

20 Nis 2018

Kış mevsimi boyunca evde hapistim. Yaşlı kişiler üşüyünce hasta oluyor. Baharın özlemini çekiyordum. Kalın giysilerle sokağa çıkmak rahatsızlık veriyordu. Eve dışardan gelmiş birine ilk olarak;”Hava nasıl?”diye sorardım. Yağmurlu, fırtınalı demeleri moralimi bozuyordu. Pencereden bahçedeki ağaçların dallarına bakıyordum. Penceremin dibindeki yüksekçe bir gül dalının sallanması benim için meteoroloji raporuydu. Mart ayının sonlarıydı. Kızım; “Baba bugün dışarı çıkabilirsin. Bahar havası var.” deyince çok sevindim. Temkinli olmalıydım. Giyimim, kış giyimiydi. Caddeye çıkınca derin bir nefes aldım. Erikler çiçek açmıştı. Güller tomurcuktaydı. Mahallemde belediyenin küçük bir parkı vardı. Çok güzel çiçeklerle donatılmıştı. Kar altında güneşi bekleyen papatyalar, kendilerini sergilemek için güneşi bekliyorlarmış diye düşündüm. Arılar her çiçekte kendilerine yarayanları almak için uçuyordu. Akan bakıyordu. Tüm canlılar özlemini çektikleri baharın gelmesinden mutluydular. 

İnsanlardaki giyim değişikliği göze çarpıyordu. Kısa kollu gömlekler, ceket yerine kazaklar giymişlerdi. Çocuklar anneleriyle birlikte salıncak binmeye getirmişlerdi. Sıra bende. Sen çok bindin. Birazda kardeşin binsin diye annelerin sesini duyuyordum. Tabiat uyanmıştı. Tüm canlılardaki değişim gözle görünüyordu. Bank üzerinde otururken arkamdan bir elin omzumda olduğunu gördüm. Döndüğümde öğrenciliğimde beraber olduğum bir arkadaşımın eliydi. Zayıf, uzun boylu. Yılların yorgunluğu yüzündeydi. Ooo! İbrahim, bu sürprizdi. Sarmaştık. Yanıma oturdu. Hal hatır sorduk. İbrahim her gün kafeye gidermiş. Yaşlılık kişinin çevresini kaybettiriyor. Kafede üç beş tanıdığı oluyormuş. İstediğini bulmaktaki arayış kafeye zorluyormuş. Yavaş adımlarla birbirimizin kolundan güç alarak kafeye doğru yürüdük. Tanıdıklar yoktu. Cadde boyu ellerimizdeki bastonlarla gidiyorduk. “İbrahim biz mi çok yaşlıyız, yoksa insanlar bizden mi kaçıyor?” diye yalnızlığı ifade etmeye çalışıyordum.

Kafenin caddeye bakan tarafından cadde ile kafe arasında bir boşluk var. Havanın sıcaklığı ile içerideki bazı masaları dışarıya çıkarmışlar. Her masada okey oynanıyordu. Dört oyucu, dört seyirci halinde gruplaşmışlardı. Herkes atılan taşları ve oynayanların oyunlarını izliyordu. İmrenilecek bir samimiyet vardı.

Masanın birinde oyunculardan biri; “Beyler, buraya kadar!” Diyerek takozu havada tutuyordu. Bir başka masada “Benim ayarımda oyuncu bulamadığım için bu kafeye gelmeyi hiç sevmiyorum.”demişti. Aynı masadaki diğer oyuncu “Çok atma. Dün bu masada tüm hesapları kim ödedi?” Kızgın cevaplar, bol kahkahalar duyuluyordu. 

Her masadaki kişilerin oyun sonu için yapılan kritiklerle değişik sesleri duydum. Kavgaya varabilen yüksek sesler; “Sen her zaman böyle gıcıklık yapıyorsun” diye isyan eden biri masadan kalktı. Taşları fırlattı. Oyunu oyun gibi oyna. On paralık oyunda hile etmek size yakışmıyor.” Diyerek ayrıldı. Kafe içinde yaşlılar sohbet ediyorlar mı diye baktım. Onlarda taş veya kağıt oyunu ile meşguldüler. Bir masada birkaç gazete açılmadan geldiği gibi duruyordu. Millet olarak tedavisi mümkün olmayan bir hastalığa tutulmuşuz. Yaşlı ve gencin birbirinden farkı yok. Yeni oyuncu arayanlar, oyunlarını bitirmiş gidenlerin yeride kafeler. Kimin kaç defa yenildiğini, hangisinin yenildiğini duyabilirsin.

Arkadaşımla caddedeyiz. Karşılaştığımız gruplarda konuşmalar; “Yarın erken gel, Ahmet gıcık oynuyor, senin yüzünden yenildim.” Birbirleri ile dalga geçenlerin kafe sohbetleri sokağa taşmış. Toplumdaki bu hastalık urlaşmış. Sohbet, aile sorunları, ülke gerçeklerini konuşmak yok. Siyasette dedikodu ve kafe hastalığı toplumu içeri almış.

Bazen İl Halk Kütüphanesi’ne gidiyorum. Birkaç öğrenci ödev yapmak için orada bulunuyor. Gençlik, İstasyon Caddesi’ndeki lüks kafelerde. Kahve Diyarı, Monalisa, Limon, Yemen Kafe gibi yerlerde toplanmış. Bir fincan kahvenin yedi lira, çayın beş lira olduğu yerler. Kızlı, erkekli arkadaş gruplarının seslerini duyabilirsin. Baharı yaşarken toplumun kafelerde okey oynamalarını, üniversite gençliğinin lüks yaşantısını görünce içim burkuldu. Turistlerin dolmuşta, tramvayda kitap okudukları aklıma geldi. Başarıyı kafede değil, kitaplarda aradıklarını gördüm.

Ögeyi Oylayın
(1 Oylayın)

“Erken seçim istemek vatana ihanettir” sözü Tayyip Erdoğan’a aittir ve söyleneni de çok olmadı. Televizyonlarda günde beş kez atılan nutuklara bakılırsa hükümetin işleri de tıkır tıkır yürüyordu. Yollar, köprüler yapılıyor, ülke kalkınıyor, 15 Temmuz darbecileri yargılanıp cezalara çarptırılıyor. Fabrikalar satılıyor, Olağanüstü Hal Kanunun uzatıldıkça uzatılıyor, Torba Yasalara Meclis çoğunluğunun elleri kalkıp iniyor, üstelik kimse gıkını çıkaramıyordu. 

Ne oldu da hükümet birdenbire baskın bir seçime gitme kararı aldı? İşte 2019 Kasımına kadar iktidarda kalmayı garanti görüyorlar, Gene de ne olur ne olmaz diye muhalefeti ağza alınmayacak sokak diliyle yerden yere çalarak silmek istiyorlardı. Siyaset kurumu hiç bu kadar ayağa düşmemişti.

Fakat bazı şeyler, gösterildiği gibi değildir. Üstündeki cilayı kazırsanız, altından çürük demir ortaya çıkıverir. 

Bütün gücüyle 2019 Kasım seçimlerini kazanmak için kampanyalar yürütmekte olan hükümet partisi yalnız kendi oyuyla yüzde 50’yi aşacağına güvenirken dipten gelen dalganın farkına vardı. Yüzde 50’yi garantilemek için MHP ile ortaklık ve seçimler için ittifak kurdu. Bu ikisi bile yüzde 50 için kısa gelince Büyük Birlik Partisini de yanına aldı. Bunun bile yüzde 50’yi aşmaya yetmediği anlaşılınca Saadet Partisi’nin de kapısını çaldı.

Ne var ki Saadet bu cepheye katılmayı reddetti. İyi Parti de uykularını kaçırıyordu. Seçim Kanunlarını kendilerine göre yeniden ayarlamışlardı. Yüksek Seçim Kurulu zaten hükümetin emirlerini yerine getiriyordu. 

“Baskın bir seçim yapalım. Bu işi 2019’a bırakmayalım” dediler. “Muhalefet nasıl olsa birleşemez. Bu şartlarda malı biz götürürüz. Devletin bütün imkânlarını kullanırız, bu kadar televizyonumuz, gazetemiz var. Muhalefetin nesi var ki” diye düşündüler. 

Çok ince taktikler kullanıyorlardı. CHP’ye “Bak biz İttifak yaptık, sen de HDP ile İttifak yap” diye taktikler vermeye başladılar. HDP ise çoktandır şeytanlaştırılmıştı. Kılıçtaroğlu’nu aday olmaya kışkırtarak muhalefetin ortak bir adayda birleşmesini önlemek istiyorlardı. 

Bütün bunlara rağmen Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı garanti değildir. Bu kanıya, onun bu olağanüstü çabasını yorumlayarak varıyoruz. 

Normal olarak bir parti, seçimleri kazanır veya kaybeder. Kaybederse muhalefete geçer ve gelecek seçimler için hazırlanır. AKP ise normal bir parti olmaktan çıkmıştır.  O kazanamasa bile iktidarı bırakmaya niyetli değildir. Bu da hesaba katılmalıdır.

MUHALEFET SEÇİMİ NASIL KAZANIR?

Erdoğan-Bahçeli karşıtı muhalefetin eğer doğru bir strateji uygularsa cumhurbaşkanlığını kazanma ihtimali vardır. Bunun için daha birinci turda ortak bir adayda birleşmeleri mümkündür. Eğer birinci turda muhalefetten birden çok aday çıkarsa, ikinci turda bunların içinde en yüksek oyu alan kişinin çevresinde kenetlenmek şarttır. 

İki aylık bir zaman kısa değildir. Muhalefet çevrelerinin hemen, birkaç gün içinde bir araya gelmeleri, hepsinin makul bulacağı bir adayda anlaşmaları zor mudur? Böyle bir ittifaka yan çizecek olan parti ve çevre hangi mazerete sığınmış olursa olsun, Erdoğan’ın yeniden başkan seçilmesinden sorumlu olacaktır. 

Türkiye normal şartları yaşamıyor. Erdoğan kazanırsa, zaten karanlık bir labirentten geçmekte olan Türkiye’yi daha koyu karanlıklar bekliyor. Türkiye uygarlık yarışına elveda diyecek, demokrasinin kırıntısı bile kalmayacaktır. Görünen köy kılavuz istemez. Tarih bazen insanların önüne büyük özverilerde bulunma zorunluluğunu koyar. 

Muhalefet bloğu büyük bir birliktelik için başka bir hiçbir örnek tanımıyorsa Kurtuluş Savaşı’nın nasıl bir strateji ile başarıya ulaştığını hatırlasın. O vatansever birliktelikte komünistlerden liberallere, İttihatçılardan demokratlara kadar herkes yer aldı. Türkler, Kürtler, Çerkezler, Lazlar, Aleviler, Sünniler, askerler, köylüler, kadınlar, gençler omuz omuza verdiler. 

Öyle o kadar sık ince eleyip sık dokuyacak bir zamanda değiliz. Hedef bellidir: Parlamenter demokrasiyi, kuvvetler arılığını ve barışı geri getirmek. 

Millet kendini mutlak iktidar hırsıyla yanıp tutuşmakta olan bir tek adamın eline bırakamaz.   (20 Nisan 2018) 

(Profesör Yılmaz Büyükerşen’ın fotoğrafı sembolik olarak konmuştur.)

Zeki Sarıhan’ın bloğundaki diğer yazılar için:

zekisarihan.com

Ögeyi Oylayın
(0 oy)

Valilik, MAKÜ, Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü, Burdur Çocuk Koruma ve Koordinasyon Kurulu İşbirliğiyle MAKÜ Konferans ve Sergi Salonu’nda Çocuk, Riskler ve Koruma Çalıştayı düzenlendi. 

Programda Burdur Lisesi öğrencisi Berkay Aydoğdu, Buket Kazan ve Homa Esmailpour’un Çocuk Hakları ve İstismarı ile ilgili yazılarını okudular.

Vali Şerif Yılmaz toplantıda yaptığı konuşmada;

“Çocuklarımızın gelişmesi ve özellikle son zamanlarda yaşadığımız hızlı kentleşme, iletişim araçlarındaki ulaşım kolaylığı, sosyal mesleklerin biraz azalması özellikle çekirdek aile yapısının değişmesiyle beraber, aile büyüklerinden alınan desteklerin giderek azalması, ulus aşırı göçlerin devam ettiği ki ilimizde 4000 binin üzerinde. Aşırı kentleşmeyle beraber küreselleşme ile dünyanın öbür ucunu görebiliyoruz. Aşırı kentleşme çocukların yetişmesinde ruhsal ve sosyal gelişimlerinde zaman zaman olumsuz etki etmekte, çocuklar içinde birtakım riskleri getirmektedir. Özellikle son yıllarda yapılan yasa ve mevzuatlarda değişikliklerle beraber dezavantajlı gruplarımızın korunmasına yönelik çok önemli çalışmalar yapıldı. Yapılan bu çalışmalar neticesinde bugün Türkiye’de belli sorunların üstesinden gelindi. Daha düne kadar engelli evladının olduğunu söylemekten utanan insanlarımız vardı. Ama bugün yapılan bu çalışmalar beraber bu aşıldı. İnsan onuruna yakışır bir şekilde yaşama eğilimli çalışmalara yoğunlaşıldı. Artık eskiden bildiğimiz yetiştirme yurdu diye bir yurt kalmadı. Çünkü onun verdiği zarar yurt çocukları diye tabir edildiği zaman o çocuğun yaşadığı psikolojiyi kimse bilmez. Bunları ortadan kaldırdıktan sonra artık çocuklarımız mahallede aile ortamında, başlarında büyükleri olmak üzere çocuklarımız aile ortamında yetiştirilmeye çalışıyor. Bu sosyal devlet olmanın gereğidir. 

Şimdi sosyal devletin gereklilikleri bir bir yerine getiriliyor, getirilmeye çalışılıyor ve yerine getirilmeye devam edecek. 

Burdur’da 2017 yılında 556 çocuk ailesi yanında sosyal ekonomik destekten yararlanıyor. 25 çocuğumuz koruyucu ailenin yanında kalmaktadır. Artık çocuklarımız aile ortamında yetiştirilmeye özen gösteriliyor.”dedi. 

Konuşmalarından ardından Burdur Lisesi öğrencileri Berkay Aydoğdu, Buket Kazan ve Homa Esmailpour’a Vali Şerif Yılmaz hediyelerini verdi. Sonrasında SDÜ Tıp Fakültesi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Süleyman Serhat Gürpınar Çocuk İstismarı ve İhmali ile ilgili sunumunu yaptı.  Prof Dr. Sadık Kartal, Doç. Dr. Cem Ergün, Av. Özge Özbağcı, Doç. Dr. Firdevs Savi Çakar’ın konuşmacı olduğu Çocuk, Riskler ve Koruma Çalıştayı saat 16:30’da sona erdi.

 

Ögeyi Oylayın
(0 oy)

Oskar Bistro ve Cafe olarak uzun süredir çalışmaya devam eden firma, yeni açılan Pastane şubesiyle göz dolduruyor.

Ögeyi Oylayın
(0 oy)

Bu kadarı da artık  insan aklıyla, hafızasıyla  dalga geçmektir. Ama bir yandan dalga geçene değil,  dalga geçirtene de bakmak lazım.

Ekonomi coşuyor!, Suriye’yi fethetmişsin. AB’yi ABD’yi titretmişsin! Eee öyleyse neden erken seçim?

Ben bu köşeden, Erdoğan’ın hesabının erken seçim olduğunu kaç kez yazdım. Başkaları da yazdı ama, bu konuda, daha  14 Mart 2018’de, “Bahçeli erken seçim isteyecek, Tayyip Bey’de ortağının hatırını kıramıyormuş gibi davranacak” diyerek, hedefi onikiden vuran; Türktime yazarı Talat Atilla ve onun yazdıklarını Sözcü Gazetesi’ndeki köşesine taşıyan Rahmi Turan oldu.  

Halkın aklıyla, hafızasıyla alay edenler daha öncede oldu. Alay ede ede oy alıp seçimlerde kazandılar. İktidar oldular, iktidarda iken, halkla dalgalarını geçip iktidarda da kaldılar…

Eee sadede gel, sonuç ne oldu sonuç?

Heeeç

Yani Yedikleri içtikleri çaldıklarıyla birlikte geldikleri gibi gittiler mi?

Gittiler ama!

Aması ne?

Aması şu ki; halkın aklıyla, hafızasıyla  dalga geçe geçe oy alan, iktidara gelen, tekrar seçim kazanıp iktidarda kalanlar. Ucundan kıyısından değil, deveyi hamıdı ile yutanlar, şimdi neredeler?

Toprağın altında.

Tamamda toprağın altına öyle kolayca giriliyor mu?

Ne demek şimdi bu?

Soruya soruyla cevap;

Şu demek; bu devleti, milleti dalga geçe geçe aldatıp soyanlar, çalıp çırptıklarını öyle geniş geniş rahat rahat yediler, içtiler de öylemi gittiler öbür tarafa?

İster en eskiden, en başından alıp sona gelin, ister en sondan en eskiye doğru gidin!

Ben fikir vermesi açısından yol vereyim;

Önce dünya basını,  sonra ülke basını belgelerle ortaya koyduki; başta Kenan Evren olmak üzere, 12 Eylül’ün Faşist generalleri, devleti milleti soyup, çok çok büyük servetler edinmişler…

Ama hasta yataklarında, segbis sistemi ile hakimin sorularını cevaplarlarken, korkuları gözlerinden okunurken, söyledikleriyle, inkarları, yalanları ile acınası bile değil, tiksindirici hallerdeydiler.

Yalanla dolanla iktidar olunabiliyor bu ülkede. Halkın aklıyla dalga geçerek iktidarda da kalınabiliyor!

Geldiğimiz noktada artık Erdoğan’ın yapmadığı bir tek şey kaldı;

Bir sabah gazetecileri karşısına alıp;

“Geçen hafta ülkede, kimseler duymadan, sessiz sedasız seçim yaptık.  Halkımız teveccüh gösterip büyük bir oyla Beni başkan partimi iktidar yaptı. Bu konuda soru sormak yasaktır! Yargı yolu kapalıdır! Ohal diye bir şey değil, Ohalsizlik diye birşey yoktur,  Ohaldeyiz yani! Bu iş bitmiştir, ben ne dersem odur. Muhalefete, muhalefet partilerine, muhalif gazetelere, televizyonlara da ihtiyaç yoktur. Bütün bunların yerine geçecek şey zaten vardır, oda Ohaldir. itirazı olan varsa  söylesin diyeceğim ama, söyleyemez Ohal var… “demek.

Sonra ne olacak?

Heeeç

 

Ögeyi Oylayın
(0 oy)

Cumhur İttifakı taraftalarının görüşmesinin ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 24 Haziran 2018’de yapılacağını açıkladığı seçimlerle ilgili değerlendirmelerini paylaşan siyasi parti il başkanları, hazır olduklarını açıkladılar.

Ögeyi Oylayın
(0 oy)

Burdur Şeker Fabrikası’nı almak için kurulan konsorsiyum üyeleri Burdur Ticaret ve Sanayi Odası’nda bir araya geldi. Konsorsiyum adına konuşan Başkan Yusuf Keyik Burdurlu sivil toplum örgütleri ve iş adamları ile birleşerkek bir konsorsiyumun fabrikayı almak için teklifte bulunulduğunu açıkladı.

Oluşturulan konsorsiyum içinde Başkan Keyik ,Burdur Belediye Başkanı Ali Orkun Ercengiz, Damızlık Sığır Yetiştiriciler Merkez Birliği Başkanı Kamil Özcan, Burdur Sanayi ve Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Yusuf Keyik, Burdur- Isparta pancar Ekicileri Kooperatifi Başkanı Nasuh Eroğuz, Burdur Ziraat Odası Başkanı İbrahim Demir, Girişimci-Yatırımcı İş adamı Hasan Aksöz’ün bulunduğunu söyledi. Burdur Şeker Fabrikası için oluşturulan konsorsiyumun Özelleştirme İdaresine teklifi verdiği açıklandı.

Belediye Başkanı Ali Orkun Ercengiz Burdur Şeker Fabrikası’na talip değil alacak olduklarının vurgusunu yaparak;

“Yaklaşık iki aydır ilimizi de ilgilendiren ülke gündem maddeleri içinde  yer alan şeker fabrikalarının özelleştirilmesi konsusunda 2 aydır oldukça tartışmalı ve gündemi meşgul eden bir süreç yaşandı. Bizde hem yerel yönetim olarak, hemde Burdur’un sivil toplum örgütleribaşkanları olarak ve değerli yöneticileri olarak yakın takipçisi olduk. İlk gününden itibaren hem ben hemde siyasi düşüncem Burdur Şeker Fabrikasının satılmaması yönündeydi. Burdur Şeker Fabrikasının kar eden bir kuruluş olarak Burdur halkına , ülke ekonomisine katkı sağlaması gerektiğini defalarca söylemiştik. Birçok Sivil Toplum örgütü yöneticilerimizin bir B planı üzerinde çalıştığı ve plan içerisinde yerel lönetiminde olması gerektiğini kendileri defalarca ifade ettiler. Biz şunu söyledik; Burdur Şeker Fabrikası Burdur halkınındır. Burdur halkında kalmalıdır.” Dedi ve Et ve Balık Kurumunda olduğu gibi Burdur halkının güçlerini birliştirerek Burdur’da kalması yönünde bir çalışma yapıldığından” söz etti.

Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Yusuf Keyik oluşturulan konsorsiyum hakkında ;

“Malumunuz 24 Şubat 2018’de Burdur-Isparta Pancar Ekicileri Kooperatifi Başkanı Nasuh Eroğuz’un Başkanlığında Özeren Otel’de ilk toplantımızı gerçekleştirmiştik. Burdur Şeker Fabrikasının özelleşmesi ile ilgili Burdur olarak ne yapılabilir, diye geniş kapsamlı bir toplantı yapılmıştı. Tüm siyasi parti ve sivil toplum örgütleri başkanlarınnı fikirlerini alma fırsatı bulmuştuk. İlk hedefimiz şuydu: Fabrikanın özelleştirilmesinin durdurulması yönündeydi. Ama özelleştirmeyi durduramıyorsak, 1955 yılından bu yana ilk başta Nasuh Eroğuz olmak üzere, yine çok değerli iş adamlarımız Hasan Aksöz ve Ercan Akın bey olmak üzere yaklaşık 8-10 tane toplantı yaparak 30-35 saat emek verdik. 

Yaklaşık 60 tane iş adamımızı arayarak ne yapmamız gerektiği konusunda teklifte bulundum. İçlerinden kabul edenler, etmeyenlerde oldu. 6 tane iş adamımız bizim arkamızda dimdik durdular. Yoksa STK olarak bizim gücümüz ortada. Tek başına alabilmemiz mümkün değildi. Bizde bu destekle çalışmaları yaparak 16 Nisan tarihinde geçici teminatı ve konsorsiyum dosyasını hazırlayarak Nasuh Eroğuz ile birlikte gönderdik. 17 Nisan’da dosyamızın orada kontrolünü yaptırıp özelleştirme idaresine teslim edildi. Tahmin ediyoruz 7-8 tane firma teklif gelebilir ama bu fabrika Burdur’dadır. Burdurluların olmak zorundadır. Biz bu şekilde bir konsorsiyum kurduk. Davet ettikleri zaman Ankara’ya gideceğiz.” Değerlendirmesi yaptı.

Burdur-Isparta Pancar Ekicileri Kooperatifi Başkanı Nasuh Eroğuz Şeker Fabrikası için oluşturulan konsorsiyum için;

“Biz Burdur-Isparta Pancar Ekicileri Kooperatifi olarak  tüm  sivil toplum örgütlerimizle birlikte hammadde üreten 1955 yılından beri her yerde toplantılar yaptık. Bu fabrikaların bu şekilde özelleştirilmemesini eğer bu şekilde özelleştirilse gelecekte kaosun olabileceğini anlattık. Özelleştirilmemesi yönünde tüm sivil toplum örgütlerimizle birlikte hem fikirdik. Biz bir konsorsiyum oluşturduk. Pancar stratejik bir ürün. Üretildiği yerde o fabrikaya mahkum edilmiş  bir ürün. Üretildiği zaman 4 ay içinde işlenmesi lazım. Ama biz diyoruz ki biz üreteniz. Biz diyoruz ki fabrika bizim, biz üreteniz, biz bu fabrikanın çalıştırılmasını ve devlete katma değer katmasını, insanımızın yüzümü güldürmek adına bu konsorsiyumu oluşturduk. Biz almaya gayret ediyoruz.” Dedi.

  Damızlık Sığır Yeteştiricileri Birliği Genel Başkanı Kamil Özcan Burdur Şeker Fabrikası’nın sadece tarım politikası olarak görülmemesi gerektiğini belirterek;

“Burdur’un geçim kaynaklarına baktığımız zaman birinci derecede hayvancılık geliyor. Şeker fabrikasının sadece tarım politikası olarak görülmemesi gerekiyor. 1955 ‘ten bu tarafa hizmet veren ve devletin bu tür hizmetlerinden yararlanmış olan ilimizde hayvancılığı ilerleten özelleşen Et Balık Kurumuna bakın sadece şu  anda özelleşen 17 tane et balık kurumunun kapatıldığını  ve sadece Burdur Et Balık Kurumunun çalıştığını göreceksiniz. Biz Şeker Fabrikası  özelleşmesin dedik. Ama bu rüzgarın karşısında durulmuyorsa özelleşeceksede Burdurlular alsın. Üretime devam etsin, birileri rant elde etmesin istiyoruz. Burdur hayvancılığının gelişmesinde katkı sağlayan bir kuruluştur. Onun için sadece şeker pancarı tarım olarak bakılmasın çaycı, kamyoncu, tostçu, şeker demektir. Fabrika dolaylı yönden bir çok sektörü etkiliyor.” Sözleriyle Burdur Şeker Fabrikası’nın Burdur için önemli olduğunu hatırlattı.

Ziraat Odası Başkanı İbrahim Demir oluşturulan konsorsiyumla Burdur’un birliktelik yaptığının altını çizerek;

“Daha önce fabrikanın özelleştirilmemesi için bir direnme yaptık. Olmayacaksada b planının içersinde Ziraat Odası’da vardır. Özelleşmenin tabana yayılmasını görüyorum burada. Burdur bir birliktelik yapmıştır. Biz talip olmuyoruz, alacağız.” Dedi.

 

Ögeyi Oylayın
(0 oy)

Belediye Başkanı Ali Orkun Ercengiz, Tarihi Kentler Birliğinin Burdur’da yapılacak toplantısını açıklamak için bir araya geldiği basın mensuplarıyla gündeme dair değerlendirmelerini de paylaştı. Basın mensuplarının, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin görüşmesi sırasında yönelttiği soruya Ercengiz, “Vatandaşta seçimlerin olması gerektiği ve iyi olacağı yönünde heyecan görüyorum” diyerek cevap verdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan erken seçimlerin 24 Haziran’da olacağına dair açıklama ise, Ercengiz’in değerlendirmesinden yaklaşık 2 saat sonra geldi.

Ögeyi Oylayın
(0 oy)

Lisinia Yaban Hayatını Koruma ve Rehabilitasyon Merkezi’nde önceki gün çıkan yangının nedeni henüz belirlenememişken, Öztürk Sarıca olayın kundaklama olduğu yönünde önemli bir iddia ortaya attı. Lisinia’ya karşı yıllardır sayısız kez benzer zarar verme girişimlerinin olduğunu söyleyen Öztürk Sarıca, sosyal medya hesabından yangın fotoğraflarını ve videolarını paylaşıp, “Bugün içimizi acıttılar. Bir hafta önce kilitli kapıları zorladılar, kamera ve kayıt cihazlarının su kulesinde olduğunu farkeden satılmışlar bugün su kulesini yaktılar. Bir takım saldırıları bekliyorduk. Yıllardan beri sayısız kez sabote edildik. Ülkem, Burdur, Doğa mücadalemiz de sanırım bu defa çok ileri gittik ve bizi yangınla korkutmaya kalktılar. Ülkem ve insanları üzerinde sürekli oyunlar tezgahlayan korkak ülkeler ve satın aldıkları para düşkünü kiralık katilleri; Biz korkmayız hala anlamadınız mı? Bekleyin; Lisinia’nın ateşi sizi yakacak.” yorumunu ekledi.       Bahtiyar Turan

 

Ögeyi Oylayın
(0 oy)